29 Eylül 2015 Salı

okula hazırlık



ÇOCUĞU SAĞLIKLI BİR ŞEKİLDE OKULA NASIL HAZIRLARIZ?
OKULA ALIŞMAZSA NELER YAPABİLİRİZ?
OKUL FOBİSİ NEDİR?
OKULA BAŞLAYAN ÇOCUĞA NASIL DAVRANILMALIDIR?

Artık koskoca yaz tatilinin sonuna geldik ve o heyecanlı gün geldi çattı... Ağlayan çocuklar, annesini bırakmak istemeyen çocuklar, okulda sudan çıkmış balığa dönen minikler... 

Anneler bazen fark etmeden çocuğu kendine bağımlı yapabilir ve çocuk okulda annesini bırakmak istemeyebilir. Peki bu geri dönüşü olmayan bir yol mudur veya geri dönüşü nasıl olur?... Öncelikle okul fobisi nedir, bundan bahsedelim.
Okul fobisi; çocuğun kişiliğinin şekillendiği ilk 3 yaşta annesinden hiç ayrılmayarak veya kısmen ayrılarak,eve ve aileye bağımlı hale gelip, kendini güvensiz hissettiği okul ortamında alışma zorluğu yaşaması ve okuldan korkmasıdır.
Okul fobisi genellikle ailenin yanlış tutumu sonucu veya çocuğun içine kapanık, sönük kişiliğinden kaynaklanır.

OKUL FOBİSİNİN HİÇ OLUŞMAMASI VEYA MİNİMUM SEVİYELERDE OLMASI İÇİN;
  • Çocuğu küçük yaştan itibaren kalemlerle, boyalarla, defterlerle tanıştırın.
  • Çocuğa yatmadan önce masal okuma alışkanlığı edinin ve çocuğa "okula başlayınca okumayı öğreneceksin, o zaman her şeyi kendin okuyabileceksin" gibi heveslendirici cümleler kurun.
  • Çocuğu asla okulla tehdit etmeyin (Bak şımarmaya devam edersen seni okula yollarım...) Bunu kesinlikle yapmayın.
  • Çocuğu öğretmenle korkutmayın ( sen şimdi şımarıyorsun bakalım öğretmeninin yanında da şımarabilecek misin! )
  • Okula başlamadan önce 2 yaş civarlarında çocuklarınızı atölyelerle, oyun grupları ile tanıştırın.
  • Çocuğunuzun arkadaş edinebilme becerilerini geliştirin.
  • Çocuğunuza bağımsız hareket edebilme yetisi ve öz bakım becerilerini erken yaşta kazandırın ki; okula bıraktığınızda ne yapacağını bilmez halde ağlamasın.
  • Okulu daima güzel bir ödül olarak sunun çocuğa.
  • Okul zamanı yaklaştıkça oyuncak istediği zamanlar "bu oyuncağı almamıza gerek yok, bu ve bunun çok daha fazlası ve güzeli okulda var, okulda istediğin kadar oynayabilirsin" diyerek çocuğu okula heveslendirin.
  • İnsanların yanında sürekli "şimdi bol bol oynasın da nasılsa okula başlayınca derslerden başını kaldıramayacak, oyunlar oynayamayacak!" tarzı cümleler kurmaktan çekinin...

ÇOCUĞU OKULA DOĞRU BİR ŞEKİLDE HAZIRLAMAK




Okul fobisinin oluşmaması için yapılacak şeyler uygulandıktan sonra sıra geldi çocuğun okula hazırlık dönemine. Artık ilkokula veya ana sınıfına başlıyor. 
  • Çocuğun eşyalarını, kıyafetlerini birlikte alın.
  • Okula başlayacağı için ona küçük bir ödül vermenizde sakınca yoktur (Ancak bu ödülün tek sefere mahsus olduğunu ve özellikle okula başlama hediyesi olduğunu belirtmeniz gerekiyor, aksi takdirde okula gittiği her gün sizden hediye isteyebilir)
  • Çocuğun okul eşyalarını kendisinin seçmesine izin verin.
  • Okula hazırlık, eşya alma, kayıt, öğretmenle tanışma dönemlerinin eğlenceli geçmesine zemin hazırlayın.
  • Çocuğun okula gitmesinin onu terk etmek olmadığını henüz bunun farkında değilken anlatmaya çalışmayın. Aksi takdirde " annem böyle söylüyor, demek ki beni terk etmek gibi bir olasılık var" algısını yerleştirmiş olursunuz.
  • Öğretmenle önceden tanışmak, çocukta olumlu bir etki bırakabilir.
  • Okula başlamadan önce sınıfı gezdirmek, öğretmenle iyi ve güler yüzlü bir iletişim kurmak çocuğun korkularını azaltacaktır.
  • Çocuk henüz okula başlamadan önce " ben okula gitmeyeceğim" diye ağlıyorsa onu saatlerce ikna etmeye çalışmayın. Okulun güzel bir yer olduğunu, okulu, öğretmenini, arkadaşlarını çok seveceğini, okulda çok eğleneceğini ve çok şey öğreneceğini anlatın. Ayrıca "istese de istemese de okula gitmek zorunda olduğunu, inatlaşmadan, sakin, yaşına uygun şekilde ve kızmadan belirtin. Gerisi için tepkisiz kalın çünkü o sizi sürekli gitmemek için ikna etmeye çalışacaktır.
  • Okula gitmezse yaşayacağı kayıpları anlatmayın ( bak okula gitmezsen bütün arkadaşların okumayı öğrenir, sen öğrenemezsin! ) Gitmezse yaşayacağı kayıpları değil, giderse kazanacağı şeyleri anlatın.

VE OKUL GÜNÜ GELDİ ÇATTI...



1.   Evde eğlenceli bir hava yaratın.
2.   Öncelikle anne baba olarak siz sakin olun.
3.   Mümkünse babanın ilk gün izin alıp çocuğa eşlik etmesini sağlayın.
4.   Öğretmeninizle kısa bir sohbet ederek çocuğun gerginliğini atın.
5.   Çocuğa asla ama asla dramatik, üzgün, endişeli gözlerle bakmayın.
6.   İlk gün onu sınıf dışında bekleyin ve istediği zaman bugünlük sizi görebileceğini söyleyin.
7.   Eğer sizi bırakıp sınıfa girmek istemezse öğretmene atmak yerine, sakince ikna etmeye çalışın, asıl korkusunu anlamaya çalışın. muhtemelen sizi bırakmak asıl korkusu olacaktır. Onu beklediğinizi ve eve beraber gideceğinizi, bugün sadece arkadaşları ve öğretmeni ile tanışma günü olduğunu söyleyin.
8.   İlk gün kesinlikle çocukla inatlaşıp kavga etmeyin.
9.   Çocuğu ilk günden okula bırakıp gitmeyin.
10.               İlk 1 hafta için 1,1,2,2,3 saatten fazla okulda tutmayın. (pazartesi 1 saat, salı 1 saat, çarşamba perşembe 2şer saat ve cuma 3 saat) kademeli şekilde okulda kalma saatini arttırın. (genellikle ilk 1 hafta yalnızca 1 saat tutarlar özellikle ana sınıfında, buna uyun)
11.               "Sen okuldayken ben sadece kardeşinle ilgileneceğim ya da sen okuldayken biz çok eğleneceğiz" havası yaratmayın.
12.               Tam tersi "sensiz çok üzüleceğim,evde seni bekleyeceğim" havası da yaratmayın. 
13.               İlk günden çocuğunuzu okula bırakıp gitmeyin.
14.               Çocuğa kesinlikle "sen şimdi gir sınıfa ben seni burada bekleyeceğim" gibi yalanlar söylemeyin. Bunu söylüyorsanız onu gerçekten bekleyin ki güveni kırılmasın, korkuları artmasın.
15.               Her çocuğun okula alışma süresi yaşadığı sosyal ortam, sosyo-ekonomik seviye, kişilik gibi özelliklerden dolayı farklıdır. Çocuğunuzu asla başkaları ile kıyaslamayın! ( bak şu çocuk bile hiç ağlıyor mu!)
16.               İlk bir hafta çocuğu okula bırakırken dramatik veda sahneleri yaratmayın. İlla ki "gel öpeyim, hadi bir kez sarıl da git, tamam hadi son kez öp öyle gir sınıfa..." bunlar yalnızca çocuğun sizden kopmamak için direnmesine sebep olur.
17.               Öğretmenin yanına gidip daha ilk günden " benim çocuğumun şuna alerjisi var, aman çok hassastır, aman benimkine dikkat edin, aman benimki ağlıyor özel ilgi gösterin..." tarzı şeyler söylemeyin. İlk gün öğretmen bunlara "tamam" deyip geçse de değil bunlar, çocuğunuzun adı bile aklında kalmayacaktır. O gün hem sizlerle, hem çocuklarınızla tanışan, hem ağlayan çocuklarla uğraşan, hem kendini tanıtmaya ve çocuklarınıza kendini sevdirmeye çalışan öğretmene karşı anlayışlı ve sabırlı olun.
18.               İlk gün siz yalnızca tek bir çocuğunuzla ilgilenirken öğretmeninizin minimum 10 tane çocukla ilgilendiğini ve bunun kolay olmadığını hem çocuğunuza hem kendinize telkin edin. Öğretmeniniz zaten sizinle ilgilenmeye çalışacaktır.
19.               Çocuğu okuldan söz verdiğiniz zaman alın.
20.               Ağladı diye okuldan alıp eve getirirseniz, her gün daha fazla ağlamaya başlayacaktır. Öğretmeninizle işbirliği yapın ve ağladığı zaman çocuğu eve götürmek yerine okulda kalıp, sizi ara sıra görmesini sağlayın.
21.               3. günden sonra kesinlikle sınıfa girmeyin. Siz sınıfa girdikçe sizden kopması zorlaşacak ve bütün çocuklar sınıfta annesini isteyecektir. Bu sebeple de hem öğretmenin işi zorlaşacak hem de çocuklarınızın eğitime başlama zamanı gecikecek, süreç zorlaşacaktır.
22.               Çocuğunuzla ilk gün eve gittikten sonra arkadaşları, sınıfı ve öğretmeni hakkında olumlu ve yapıcı bir şekilde sohbet edin.
23.               Sınıfınızın fiziki şartları iyi olmayabilir, oyuncaklarınız, dolaplarınız eski olabilir, bunlar çok normaldir. Kesinlikle çocuğunuzun yanında " ne biçim sınıf, dolaplar çok eski" vs diye şikayet etmeyin. 
24.               Normal bir çocuk en geç 1 hafta içerisinde okula alışır. Eğer çocuğunuz ilk hafta okula alışamadıysa çocukla öğretmenin ilgilenmesini isteyin. 2.hafta hala alışamadıysa kendinizi sorgulayın( öğretmenin dediklerini yapmıyor muyum, yanlış mı davranıyorum, fark etmeden çocuğu kendime bağımlı hale mi getiriyorum...) Eğer çocuk 1 ay geçmiş ve hala okula alışamamışsa öğretmeninizle görüşüp çocuğu bir psikolojik danışmana veya pedagoğa götürün.
25.               Siz yokken çocuğunuz açlıktan, soğuktan donarak ya da sıcaktan terleyerek ölmez endişelenmeyin :) Eğitimciler; siz yokken çocuğunuzun kendi kendine yetebilmesi için eğitim almıştır ve emin olun siz yokken de onlar gayet mutlu olabilirler, kendilerini koruyabilirler ve kendilerine yetebilirler :) Siz rahat olun ki, çocuğunuz da rahat olsun.
26.               Çocuğunuz artık bir bebek değil, büyüyor ve bir birey oluyor. Bunun farkına verin ve çocuğunuza bebek gibi davranmayın. ( Biliyoruz ki onlar 50 yaşına da gelse hep sizin bebeğiniz ama bırakın birazcık da yetişkin olmayı, sorumluluk almayı tatsınlar :> )
27.               Okul zamanı çocuğunuzun iştahı kesilebilir, inatçılık etme oranı artabilir, aşırı öfkeli olabilir ve hiç beklemediğiniz alışkanlıklar edinebilir. Bunların hepsi çok normal ve gelip geçici süreçlerdir. 
28.               Mutlu olun. Çocuğunuz artık daha sosyal, daha bilgili, daha girişken, daha konuşkan bir çocuk olacak :)
VELİ - ÖĞRETMEN İLİŞKİSİ

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh4vXHkNJ7auv5p_egcGU0p02mbOhUSzJ6qumbEm0q6zjdVrotrfcbtEUAVlg6lHUUYG9b2wzuLXAEdxtdU_M1lWx8mRhGirBLjA5tb43psdg8CyoLlTCmPJofejI51AG5Axp38C1IFlYP0/s1600/imagesqjkd8pd1-B3A2-1901-BD3F.jpg


Öğretmenle sağlıklı ilişkiler kurmak her zaman çocuğunuza ve size olumlu katkılar sağlar.
Öğretmeni ile annesinin arasının iyi olduğunu bilen çocuk okula da gitmekten korkmaz.
Öğretmeninizin verdiği formları ve resmi evrakları kurşun kalemle değil mavi tükenmez veya pilot kalemle eksiksiz ve net bir şekilde doldurun. Bu evraklar çocuğunuz hakkında yetkililere tam bilgi verir.
Öğretmen sizin arkadaşınız değildir ancak size arkadaşınız kadar yakın olmalı, evinizin okula uzaklığını, evinizde kaç kişi yaşadığınızı, evde çocuğun odası olup olmadığını, çocuğun kaç kardeş olduğunu, maddi durumunuzu, babanın çocuğa karşı tutumunu, hastalıklarını, alerjilerini bilmek zorundadır. Ancak bu şekilde çocuğunuza sağlıklı bir eğitim verebilir. Örneğin daha önce 3 yıl kreş, ana okuluna gitmiş bir çocuğa maviyi, pembeyi öğretmeye ya da sosyo ekonomik seviyesi düşük bir yerde Fransızca eğitim vermeye çalışmaz. Uygun eğitim her zaman doğru sonuçlar verir.
Öğretmeninizin ne giydiği, saçının ne renk olduğu, ne taktığı ile ilgilenmek yerine verdiği eğitimin kalitesi ve doğruluğu ile ilgilenin. 
Öğretmeninize ne olursa olsun akıl vermeye çalışmayın. Nasıl ki öğretmeniniz size evinizi nasıl temizlemeniz gerektiği ile ilgili akıl vermiyorsa siz de ona işi ile alakalı akıl vermeyin. O zaten işini bildiği için o sınıfta.
Öğretmeninizle fikir alışverişi yapmak akıl vermek değildir. Düşüncelerinizi paylaşmaktan çekinmeyin.
Öğretmeniniz belli bir müfredatı uygulamak zorundadır. Ondan zorla farklı şeyler öğretmesini istemeyin.
Öğretmeniniz yeri gelecek, çocuğunuzu sizden iyi tanıyacak, onun söylediklerine kulak asın.

HERKESE KOLAY GELSİN :)
DERYA GÜNEŞ
OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENİ
















28 Eylül 2015 Pazartesi

AYKIZ





Bir varmış bir yokmuş… evvel zaman içinde kalbur saman içinde, gökyüzündeki aydede yaşayan bir kız varmış.  Bu kıza periler “Aykız” adını koymuşlar.  Aykız ayda yaşar, şarklılar söyler, bisiklete biner, salıncakta sallanırmış. Aykız yaşamayı o kadar severmiş ki, bu yüzden hep gülümsermiş.  Aykız yaşamayı çok severmiş ama hiç arkadaşı yokmuş. Çünkü ayda yalnız yaşıyormuş.”keşke benim de arkadaşlarım olsa” diye düşünür dururmuş…
Günlerden bir gün, kocaman bembeyaz, pamuk gibi bir bulut aydedenin önüne gelmiş.
-          Merhaba Aykız, nasılsın bakalım, demiş. Bir süre beklemiş ama hiç ses çıkmamış Aykız’dan… Bulut bir kez daha seslenmiş;
-          Merhaba Aykız, huu huu orada mısın?... Yine ses gelmemiş. Bulut da ayın diğer tarafına dolanmış. Orada Aykız’ı bulmuş. Zavallı Aykız, ayın bir ucunda tek başına oturmuş ağlıyormuş. Onu ilk kez ağlarken gören bulut çok şaşırmış.
-           Neyin var Aykız, ne oldu sana, neden ağlıyorsun? Diye sormuş.
Aykız ıslak gözleri ile buluta bakmış.
-          Sevgili bulut kardeş, ben neden herkes gibi yeryüzünde çocuklarla oynayamıyorum, benim neden hiç arkadaşım yok, demiş. Onun bu üzgün halini gören bulut çok üzülmüş.
-          Üzülmekte haklısın Aykız, her çocuk arkadaşı olsun, onlarla birlikte oynasın ister ama senin burada hiç arkadaşın yok, bu seni çok üzüyor olmalı, demiş. Aykız da;
-          Evet bulut kardeş, kendimi çok yalnız hissediyorum, benim de arkadaşlarım olsa, onları çok sevsem, oyuncaklarımı paylaşsam, birlikte oyunlar oynasak… Öyle çok isterdim ki… Ama ben burada yapayalnızım. Yeryüzünde çocuklar birlikte oyunlar oynuyorlar, birbirlerini çok seviyorlar, hiç kavga etmiyorlar. Keşke ben de onlar gibi olabilsem, demiş…
Anlattıkları karşısında çok üzülen bulut;
-          Hadi gel, seni yeryüzüne indireyim, demiş.
Aykız buna çok şaşırmış.
-          Beni yere kadar nasıl indireceksin bulut kardeş, yere düşerim, demiş.
Bulut ona gülümsemiş, merak etme bir planım var; benim içimdeki nem miktarı artınca yağmur yağdıracağım, seni de bir yağmur damlasının içine saklayacağım, demiş.  (nem ne demek, nasıl yağmur yağar?)
Bu fikri çok beğenen Aykız, hemen hazırlıklara başlamış. Yanına kıyafetler, oyuncaklar almış. Yeterince nem alan bulut ise yağmur yağdırmaya başlamış. Aykız bir yağmur damlasının içine girmiş ve bulut onları yeryüzüne doğru göndermiş. Uzuuun bir yolculuğun ardından yağmur damlası “pıtt!”diye toprağa düşüvermiş. Damla toprağa düşer düşmez, Aykız da kendini yerde bulmuş.
-          Oh sonunda geldik, ne uzun bir yolculuktu, çok yoruldum, demiş…
Aykız etrafına şöyle bir bakınmış, burası bir çiçek bahçesiymiş…. Rengarenk çiçekler; güller, papatyalar, menekşeler, karanfiller… Mis gibi kokuyorlarmış.  (güzel bir koku soluyormuş hareketi yapılır) Aykız böyle kendi kendine etrafa bakınırken bir ses duymuş;
-          Aycan! Aycan! Oğlum kendine dikkat et olur mu?
Aykız çok heyecanlanmış. Minicik bedeni ile hemen bir çiçeğin dalları arasına saklanmış.
Aycan;
-          Tamam anneciğim merak etme, bahçede biraz oyun oynayıp, eve geleceğim, demiş.
Aycan eline bir top alarak oradan oraya zıplatmaya başlamış. Onu bir kenarda sessizce izleyen Aykız, merakla Aycan’ı incelemiş. Aycan ondan çok daha büyük ve bir erkek çocukmuş. Aykız onu izlerken Aycan’ın topu papatyanın dallarına çarpmış ve Aykız bir anda ortaya çıkıvermiş.  Dalların arasında minicik bir kızın çıktığını gören Aycan çok korkmuş. Ne diyeceğini bilememiş.
Aykız biraz utangaç bir sesle;
-          Merhaba, benim adım Aykız, ben aydan geldim, beni bir bulut, yağmur damlası ile gönderdi buraya, demiş.
Aycan onu heyecanla dinlemiş. Sonra heyecanını yenmiş;
-          Merhaba Aykız, benim adım da Aycan, tanıştığımıza memnun oldum ve dünyamıza hoş geldin, demiş.
Aykız ve Aycan bir süre konuştuktan sonra çok iyi arkadaş olmuşlar ama Aykız, o kadar küçükmüş ki, Aycan onunla birlikte oyun oynayamıyormuş.  En sonunda aklına bir fikir gelmiş;
-          Aykız biz seninle oyunlar oynayamıyoruz, senin kendine göre arkadaşlar bulman lazım, seni parmak çocuklar ülkesine götüreceğim, demiş.
-          Parmak çocuklar ülkesi mi? Diye şaşkınlıkla sormuş Aykız.
Aycan ona parmak çocuklar ülkesini anlatmış;
-          Orada senin gibi minik çocuklar vardır, orası çok mutlu bir ülkedir, herkes senin boylarındadır ve çok iyidirler. Bütün gün oyunlar oynayıp, şarkılar söylerler, demiş.
Bunları duyan Aykız, çok heyecanlanmış. Hazırlıklarını yapıp yola çıkmışlar. Yürümüşler, yürümüşler, dere tepe düz gitmişler, en sonunda minik bir diyara varmışlar. Burada herkes, Aykız kadar minik,neşeli ve iyi kalpliymiş. Aycan Aykız’ı buraya bırakmış ama bırakırken çok üzülmüş;
-          Seni çok özleyeceğim, ne zaman istersen yanıma gelebilirsin, çiçek bahçesinde ben sana çiçekleri anlatırım, sen de bana aydedeyi anlatırsın, demiş.
Birbirlerine sarılmışlar ve ayrılmışlar. Aykız Aycan’a el sallamış ve parmak çocuklar ülkesine girmiş. Bu ülkeye girer girmez hemen etrafına çocuklar toplanmış.
-          Hoş geldin, sen kimsin? Diye sormuşlar merakla. Aykız onlara başından geçenleri bir bir anlatmış. Parmak çocuklar ülkesindeki çocuklar onu usulca dinlemişler ve hemencecik aralarına kabul etmişler. Hepsi Aykız ile çok iyi arkadaş olmuş, birlikte oyunlar oynamışlar, oyuncaklarını paylaşmışlar, hiç kavga etmeden mutlu bir şekilde yaşamaya başlamışlar.
Günler böyle mutlu bir şekilde geçerken, Aykız evini özlediğini anlamış. Kendi kendine sürekli “acaba aydede ne yapıyor, orada kalan oyuncaklarım beni özledi mi, bulutlar bensiz üzülüyor mudur acaba?”diye sormaya başlamış. Onun bu halini gören aydede bir gece Aykız’ın rüyasına girmiş;
-          Merhaba Aykız, burada günlerin çok güzel geçiyor, çok güzel arkadaşlıklar edindin, mutlu musun? Diye sormuş.
Aydedeyi rüyasında görünce çok sevinen Aykız;
-          Evet aydede, burada bir sürü arkadaşım oldu, benimle oyuncaklarını paylaşıyorlar, beni çok seviyorlar ama ben seni çok özledim, beni tekrar yanına alır mısın? Demiş.
Aydede;
-          Sevgili Aykız, burada mutsuz olduğun ve yalnız kaldığın için bulut seni dünyaya gönderdi, ben hep buradayım ama sen orada daha mutlusun, yalnız değilsin,herkes seni çok seviyor, daha çok oyuncağın oldu, bence orada kalmalı ve mutluluğun tadını çıkarmalısın, buraya gelirsen bir süre sonra yine yalnız kaldığın için sıkılacaksın, demiş.
Onu dikkatle dinleyen Aykız, aslında mutluluğun belli bir yerde değil, insanın içinde olduğunu anlamış. “mutluluk birinin yanında değil, benim içimde, gittiğim her yere onu götürebilirim” demiş kendi kendine. 
Aydede konuşmaya devam etmiş;
-          Ben her zaman gökyüzünden sana bakıyor olacağım ve her gece uyumadan önce sana ninni söyleyeceğim, her gün yağmur yağarken bulutlar damlaları yüzüne serpecek, böyelikle onlar da seni yalnız bırakmamış olacak, sen yalnız değilsin, biz hep yanındayız, demiş.
Aykız o sabah uyandıktan sonra o kadar mutluymuş ki,” ben hep mutluluğu başka yerlerde aradım, oysa mutluluk benim olduğum yerde” demiş.
O günden sonra Aykız, her yağmurda damlaların altına girmiş, bulutlarla konuşmuş ve her gece aydedenin o güzel ninnisini dinleyerek mışıl mışıl uykuya dalmış…
Aydede okusun ninniyi,
Mutluluk sarmış içini,
Açmış çiçek bahçesi,
Aykız’ın sarı çiçeği,
Sarmış her yanı sevgisi…
Aydede ninniyi okusun,
Aykız erken uyusun,
Boyu çok uzun olsun,
İçi sevgi dolsun…
Uyu Aykız uyu,
Uyu çabucak büyü…




21 Eylül 2015 Pazartesi

OKULA HAZIRLIK




ÇOCUĞU SAĞLIKLI BİR ŞEKİLDE OKULA NASIL HAZIRLARIZ?
OKULA ALIŞMAZSA NELER YAPABİLİRİZ?
OKUL FOBİSİ NEDİR?
OKULA BAŞLAYAN ÇOCUĞA NASIL DAVRANILMALIDIR?

Artık koskoca yaz tatilinin sonuna geldik ve o heyecanlı gün geldi çattı... Ağlayan çocuklar, annesini bırakmak istemeyen çocuklar, okulda sudan çıkmış balığa dönen minikler... 

Anneler bazen fark etmeden çocuğu kendine bağımlı yapabilir ve çocuk okulda annesini bırakmak istemeyebilir. Peki bu geri dönüşü olmayan bir yol mudur veya geri dönüşü nasıl olur?... Öncelikle okul fobisi nedir, bundan bahsedelim.
Okul fobisi; çocuğun kişiliğinin şekillendiği ilk 3 yaşta annesinden hiç ayrılmayarak veya kısmen ayrılarak,eve ve aileye bağımlı hale gelip, kendini güvensiz hissettiği okul ortamında alışma zorluğu yaşaması ve okuldan korkmasıdır.
Okul fobisi genellikle ailenin yanlış tutumu sonucu veya çocuğun içine kapanık, sönük kişiliğinden kaynaklanır.

OKUL FOBİSİNİN HİÇ OLUŞMAMASI VEYA MİNİMUM SEVİYELERDE OLMASI İÇİN;
  • Çocuğu küçük yaştan itibaren kalemlerle, boyalarla, defterlerle tanıştırın.
  • Çocuğa yatmadan önce masal okuma alışkanlığı edinin ve çocuğa "okula başlayınca okumayı öğreneceksin, o zaman her şeyi kendin okuyabileceksin" gibi heveslendirici cümleler kurun.
  • Çocuğu asla okulla tehdit etmeyin (Bak şımarmaya devam edersen seni okula yollarım...) Bunu kesinlikle yapmayın.
  • Çocuğu öğretmenle korkutmayın ( sen şimdi şımarıyorsun bakalım öğretmeninin yanında da şımarabilecek misin! )
  • Okula başlamadan önce 2 yaş civarlarında çocuklarınızı atölyelerle, oyun grupları ile tanıştırın.
  • Çocuğunuzun arkadaş edinebilme becerilerini geliştirin.
  • Çocuğunuza bağımsız hareket edebilme yetisi ve öz bakım becerilerini erken yaşta kazandırın ki; okula bıraktığınızda ne yapacağını bilmez halde ağlamasın.
  • Okulu daima güzel bir ödül olarak sunun çocuğa.
  • Okul zamanı yaklaştıkça oyuncak istediği zamanlar "bu oyuncağı almamıza gerek yok, bu ve bunun çok daha fazlası ve güzeli okulda var, okulda istediğin kadar oynayabilirsin" diyerek çocuğu okula heveslendirin.
  • İnsanların yanında sürekli "şimdi bol bol oynasın da nasılsa okula başlayınca derslerden başını kaldıramayacak, oyunlar oynayamayacak!" tarzı cümleler kurmaktan çekinin...


ÇOCUĞU OKULA DOĞRU BİR ŞEKİLDE HAZIRLAMAK



Okul fobisinin oluşmaması için yapılacak şeyler uygulandıktan sonra sıra geldi çocuğun okula hazırlık dönemine. Artık ilkokula veya ana sınıfına başlıyor. 
  • Çocuğun eşyalarını, kıyafetlerini birlikte alın.
  • Okula başlayacağı için ona küçük bir ödül vermenizde sakınca yoktur (Ancak bu ödülün tek sefere mahsus olduğunu ve özellikle okula başlama hediyesi olduğunu belirtmeniz gerekiyor, aksi takdirde okula gittiği her gün sizden hediye isteyebilir)
  • Çocuğun okul eşyalarını kendisinin seçmesine izin verin.
  • Okula hazırlık, eşya alma, kayıt, öğretmenle tanışma dönemlerinin eğlenceli geçmesine zemin hazırlayın.
  • Çocuğun okula gitmesinin onu terk etmek olmadığını henüz bunun farkında değilken anlatmaya çalışmayın. Aksi takdirde " annem böyle söylüyor, demek ki beni terk etmek gibi bir olasılık var" algısını yerleştirmiş olursunuz.
  • Öğretmenle önceden tanışmak, çocukta olumlu bir etki bırakabilir.
  • Okula başlamadan önce sınıfı gezdirmek, öğretmenle iyi ve güler yüzlü bir iletişim kurmak çocuğun korkularını azaltacaktır.
  • Çocuk henüz okula başlamadan önce " ben okula gitmeyeceğim" diye ağlıyorsa onu saatlerce ikna etmeye çalışmayın. Okulun güzel bir yer olduğunu, okulu, öğretmenini, arkadaşlarını çok seveceğini, okulda çok eğleneceğini ve çok şey öğreneceğini anlatın. Ayrıca "istese de istemese de okula gitmek zorunda olduğunu, inatlaşmadan, sakin, yaşına uygun şekilde ve kızmadan belirtin. Gerisi için tepkisiz kalın çünkü o sizi sürekli gitmemek için ikna etmeye çalışacaktır.
  • Okula gitmezse yaşayacağı kayıpları anlatmayın ( bak okula gitmezsen bütün arkadaşların okumayı öğrenir, sen öğrenemezsin! ) Gitmezse yaşayacağı kayıpları değil, giderse kazanacağı şeyleri anlatın.

VE OKUL GÜNÜ GELDİ ÇATTI...


  1. Evde eğlenceli bir hava yaratın.
  2. Öncelikle anne baba olarak siz sakin olun.
  3. Mümkünse babanın ilk gün izin alıp çocuğa eşlik etmesini sağlayın.
  4. Öğretmeninizle kısa bir sohbet ederek çocuğun gerginliğini atın.
  5. Çocuğa asla ama asla dramatik, üzgün, endişeli gözlerle bakmayın.
  6. İlk gün onu sınıf dışında bekleyin ve istediği zaman bugünlük sizi görebileceğini söyleyin.
  7. Eğer sizi bırakıp sınıfa girmek istemezse öğretmene atmak yerine, sakince ikna etmeye çalışın, asıl korkusunu anlamaya çalışın. muhtemelen sizi bırakmak asıl korkusu olacaktır. Onu beklediğinizi ve eve beraber gideceğinizi, bugün sadece arkadaşları ve öğretmeni ile tanışma günü olduğunu söyleyin.
  8. İlk gün kesinlikle çocukla inatlaşıp kavga etmeyin.
  9. Çocuğu ilk günden okula bırakıp gitmeyin.
  10. İlk 1 hafta için 1,1,2,2,3 saatten fazla okulda tutmayın. (pazartesi 1 saat, salı 1 saat, çarşamba perşembe 2şer saat ve cuma 3 saat) kademeli şekilde okulda kalma saatini arttırın. (genellikle ilk 1 hafta yalnızca 1 saat tutarlar özellikle ana sınıfında, buna uyun)
  11. "Sen okuldayken ben sadece kardeşinle ilgileneceğim ya da sen okuldayken biz çok eğleneceğiz" havası yaratmayın.
  12. Tam tersi "sensiz çok üzüleceğim,evde seni bekleyeceğim" havası da yaratmayın. .
  13. Çocuğa kesinlikle "sen şimdi gir sınıfa ben seni burada bekleyeceğim" gibi yalanlar söylemeyin. Bunu söylüyorsanız onu gerçekten bekleyin ki güveni kırılmasın, korkuları artmasın.
  14. Her çocuğun okula alışma süresi yaşadığı sosyal ortam, sosyo-ekonomik seviye, kişilik gibi özelliklerden dolayı farklıdır. Çocuğunuzu asla başkaları ile kıyaslamayın! ( bak şu çocuk bile hiç ağlıyor mu!)
  15. İlk bir hafta çocuğu okula bırakırken dramatik veda sahneleri yaratmayın. İlla ki "gel öpeyim, hadi bir kez sarıl da git, tamam hadi son kez öp öyle gir sınıfa..." bunlar yalnızca çocuğun sizden kopmamak için direnmesine sebep olur.
  16. Öğretmenin yanına gidip daha ilk günden " benim çocuğumun şuna alerjisi var, aman çok hassastır, aman benimkine dikkat edin, aman benimki ağlıyor özel ilgi gösterin..." tarzı şeyler söylemeyin. İlk gün öğretmen bunlara "tamam" deyip geçse de değil bunlar, çocuğunuzun adı bile aklında kalmayacaktır. O gün hem sizlerle, hem çocuklarınızla tanışan, hem ağlayan çocuklarla uğraşan, hem kendini tanıtmaya ve çocuklarınıza kendini sevdirmeye çalışan öğretmene karşı anlayışlı ve sabırlı olun.
  17. İlk gün siz yalnızca tek bir çocuğunuzla ilgilenirken öğretmeninizin minimum 10 tane çocukla ilgilendiğini ve bunun kolay olmadığını hem çocuğunuza hem kendinize telkin edin. Öğretmeniniz zaten sizinle ilgilenmeye çalışacaktır.
  18. Çocuğu okuldan söz verdiğiniz zaman alın.
  19. Ağladı diye okuldan alıp eve getirirseniz, her gün daha fazla ağlamaya başlayacaktır. Öğretmeninizle işbirliği yapın ve ağladığı zaman çocuğu eve götürmek yerine okulda kalıp, sizi ara sıra görmesini sağlayın.
  20. 3. günden sonra kesinlikle sınıfa girmeyin. Siz sınıfa girdikçe sizden kopması zorlaşacak ve bütün çocuklar sınıfta annesini isteyecektir. Bu sebeple de hem öğretmenin işi zorlaşacak hem de çocuklarınızın eğitime başlama zamanı gecikecek, süreç zorlaşacaktır.
  21. Çocuğunuzla ilk gün eve gittikten sonra arkadaşları, sınıfı ve öğretmeni hakkında olumlu ve yapıcı bir şekilde sohbet edin.
  22. Sınıfınızın fiziki şartları iyi olmayabilir, oyuncaklarınız, dolaplarınız eski olabilir, bunlar çok normaldir. Kesinlikle çocuğunuzun yanında " ne biçim sınıf, dolaplar çok eski" vs diye şikayet etmeyin. 
  23. Normal bir çocuk en geç 1 hafta içerisinde okula alışır. Eğer çocuğunuz ilk hafta okula alışamadıysa çocukla öğretmenin ilgilenmesini isteyin. 2.hafta hala alışamadıysa kendinizi sorgulayın( öğretmenin dediklerini yapmıyor muyum, yanlış mı davranıyorum, fark etmeden çocuğu kendime bağımlı hale mi getiriyorum...) Eğer çocuk 1 ay geçmiş ve hala okula alışamamışsa öğretmeninizle görüşüp çocuğu bir psikolojik danışmana veya pedagoğa götürün.
  24. Siz yokken çocuğunuz açlıktan, soğuktan donarak ya da sıcaktan terleyerek ölmez endişelenmeyin :) Eğitimciler; siz yokken çocuğunuzun kendi kendine yetebilmesi için eğitim almıştır ve emin olun siz yokken de onlar gayet mutlu olabilirler, kendilerini koruyabilirler ve kendilerine yetebilirler :) Siz rahat olun ki, çocuğunuz da rahat olsun.
  25. Çocuğunuz artık bir bebek değil, büyüyor ve bir birey oluyor. Bunun farkına verin ve çocuğunuza bebek gibi davranmayın. ( Biliyoruz ki onlar 50 yaşına da gelse hep sizin bebeğiniz ama bırakın birazcık da yetişkin olmayı, sorumluluk almayı tatsınlar :> )
  26. Okul zamanı çocuğunuzun iştahı kesilebilir, inatçılık etme oranı artabilir, aşırı öfkeli olabilir ve hiç beklemediğiniz alışkanlıklar edinebilir. Bunların hepsi çok normal ve gelip geçici süreçlerdir. 
  27. Mutlu olun. Çocuğunuz artık daha sosyal, daha bilgili, daha girişken, daha konuşkan bir çocuk olacak :)
VELİ - ÖĞRETMEN İLİŞKİSİ



Öğretmenle sağlıklı ilişkiler kurmak her zaman çocuğunuza ve size olumlu katkılar sağlar.
Öğretmeni ile annesinin arasının iyi olduğunu bilen çocuk okula da gitmekten korkmaz.
Öğretmeninizin verdiği formları ve resmi evrakları kurşun kalemle değil mavi tükenmez veya pilot kalemle eksiksiz ve net bir şekilde doldurun. Bu evraklar çocuğunuz hakkında yetkililere tam bilgi verir.
Öğretmen sizin arkadaşınız değildir ancak size arkadaşınız kadar yakın olmalı, evinizin okula uzaklığını, evinizde kaç kişi yaşadığınızı, evde çocuğun odası olup olmadığını, çocuğun kaç kardeş olduğunu, maddi durumunuzu, babanın çocuğa karşı tutumunu, hastalıklarını, alerjilerini bilmek zorundadır. Ancak bu şekilde çocuğunuza sağlıklı bir eğitim verebilir. Örneğin daha önce 3 yıl kreş, ana okuluna gitmiş bir çocuğa maviyi, pembeyi öğretmeye ya da sosyo ekonomik seviyesi düşük bir yerde Fransızca eğitim vermeye çalışmaz. Uygun eğitim her zaman doğru sonuçlar verir.
Öğretmeninizin ne giydiği, saçının ne renk olduğu, ne taktığı ile ilgilenmek yerine verdiği eğitimin kalitesi ve doğruluğu ile ilgilenin. 
Öğretmeninize ne olursa olsun akıl vermeye çalışmayın. Nasıl ki öğretmeniniz size evinizi nasıl temizlemeniz gerektiği ile ilgili akıl vermiyorsa siz de ona işi ile alakalı akıl vermeyin. O zaten işini bildiği için o sınıfta.
Öğretmeninizle fikir alışverişi yapmak akıl vermek değildir. Düşüncelerinizi paylaşmaktan çekinmeyin.
Öğretmeniniz belli bir müfredatı uygulamak zorundadır. Ondan zorla farklı şeyler öğretmesini istemeyin.
Öğretmeniniz yeri gelecek, çocuğunuzu sizden iyi tanıyacak, onun söylediklerine kulak asın.

HERKESE KOLAY GELSİN :)
DERYA GÜNEŞ
OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENİ


























15 Eylül 2015 Salı

ÇALIŞAN ANNELER İÇİN ÖNERİLER



ÇALIŞAN ANNELER


Çalışan annenin çocuğu olmak, her zaman için zordur. ancak olaya anne tarafından bakacak olursak, anne için çok daha zordur. Hem ev işleri, hem çocuğunu tüm gün görmemek hem de işlerini yetiştirememek büyük sorunlara yol açabilir. Öte yandan işin bir de duygusal boyutu vardır ki; bir anne için en zor olanıdır sanırım; çocuğunu özlemek ve ona nasıl ilgisini göstereceğini bilememek...

ÇALIŞAN ANNELERİN ÇOCUKLARINDA GÖRÜLEN DAVRANIŞLAR:

  1. Anneyi bırakmak istememe
  2. Çeşitli korkuların başlaması
  3. İlgi çekme çalışmaları ( parmak emmeye, tırnak yemeye başlama vs.)
  4. Gece odasında yatmak istememe
  5. Anneye karşı kendini kapatma ve anneden kopma
  6. Sürekli mızmızlanma
  7. Ağlama ve öfke krizlerinin başlaması veya süresinin uzaması
  8. İçine kapanma
  9. İştahsızlık
  10. Aşırı inatçı, mutsuz veya umutsuz ruh hali
  11. Çocuğun evde kalmak istememesi, ona bakan kişi ile kalmak istemeye başlaması...
Bu maddeler her çocuğa göre farklılık gösterebilir. Çocuk yalnızca birini veya birkaçını yaşayabilir. Bunların hiçbirini yaşamayabilir de. Çalışan annelerin yapması gereken bazı şeyler vardır. Bunlar yapılır ve alışkanlık haline getirilirse çalışma hayatı o kadar kolay olacak, anne o kadar rahat olacaktır.



ÇALIŞAN ANNELERE ÖNERİLER:

  • Öncelikle "ben çocuğumu yalnız bırakıp gidiyorum" psikolojisinden ve kendinizi suçlamaktan vazgeçin. Siz kendinizi suçlarsanız, çocuk daha fazla suçlar ve bir süre sonra anneye karşı yalancı nefret duygusu geliştirir.
  • Çocuğunuza "ben çalışsam bile her zaman seninle birlikteyim" mesajını verin. Dilediği zaman sizinle telefonda görüşmesine izin verin.
  • Çalışmaya başlamadan önce çocuğunuzu bu duruma hazırlayın. Örneğin sizden bir oyuncak istedi. Hemen almak yerine " şuan bunun için yeterli param yok ama çalışmaya başlayınca hemen alabilirim"... Bu mesaj çocukta; "annem beni yalnız bırakmak için değil, benim için çalışıyor" algısı yaratır.
  • Eğer çok erken saatte işe gitmiyorsanız; giderken çocuğunuzun uyanık olması, duruma daha kolay adapte olmasını sağlayacaktır. Bunun tam tersini düşünebilirsiniz ancak çocuğun yaşayacağı olası bir travmanın sebebi; sabah uyandığında sizi evde bulamamasıdır.
  • Mümkünse çocuğunuzla birlikte kahvaltı yapın. Bu mümkün değilse; kahvaltı yaptığı sırada onu arayın ve onunla konuşun. Bu onu güvende hissettirecektir.
  • Bakıcısının eğitimli, bu işi iyi bilen biri olmasına çok dikkat edin. Bu yılları asla geri gelmeyecek ve vaktinin çoğunu bakıcı ile geçirecek.
  • Eğer çocuğunuza anneanne, babaanne vs bakacaksa onlarla, çocuğa koyduğunuz kurallar hakkında nazikçe konuşun.
  • Evden ayrılırken kesinlikle çocuğa yalan söylemeyin. ( sen tuvaletini yap gel ben buradayım deyip, çocuk tuvalete gidince evden kaçmayın, işler daha da sarpa sarar ve çocuk size olan güvenini yitirir.
  • Güçlü olun, ağlasa bile ona durumu kabullendirin ki; süreç zor ama kısa sürsün. Zor ama uzun sürmesinden iyidir.
  • Çocuğunuza bakan kişiyi sıkı bir güvenlik kontrolünden geçirin ve yabancı biri ise eve gizli kamera koymaktan çekinmeyin. Neler yaşandı biliyorsunuz...
  • İşten arta kalan vakitlerinizde çocuğunuza yeterli ilgiyi göstermekten çekinmeyin ancak annelerin yaptığı hataların başında; çocuğa ilgi göstermeyi, çocuğu şımartmak zannetmeleri var. Hayır; çalışıyorsunuz diye onun her istediğini yapmak zorunda değilsiniz. Sevginizi her an belli edin ama her istediğine evet demeyin. Bir süre sonra "ben senin çalışmanı istemiyorum" derse, buna da tamam demek zorunda kalırsınız. 
  • Çocuğunuzu vaatlerle kandırmayın "Akşam gelirken sana bebek alacağım, araba alacağım, şimdi gidiyorum ama bak saat buraya gelince geri geleceğim, seni sinemaya götüreceğim..." Bu vaatler; içinizi belki geçici olarak rahatlatmanızı sağlar ancak uzun vadede, çocuğun sürekli beklentiye girmesine sebep olur. 
  • Verdiğiniz sözleri tutun. "Akşam seni sinemaya götüreceğim" dediyseniz götürün.Her zaman doğruyu söyleyin. Siz doğru söylerseniz, o da söyler.
  • Hafta sonları çocuğunuza özel zaman ayırın; onu tiyatroya götürün, alışverişe götürün, sevdiği pastadan yapın, onunla bir oyuncak yapın, çiçek ekin, odasını değiştirin... Yapılacak bir sürü şey var. Çocukla birlikte zaman geçirmek ile çocuğa özel zaman geçirmek farklı şeylerdir, Onun için bir şey yapın.
  • Çocuğunuza her akşam masal okuyarak; ona güven duygusu aşılayabilirsiniz. "annem her sabah çalışmaya gitse de her akşam benim yanımda"...
  • Evden çıkarken çocuğunuzla acitasyon dolu, büyük vedalaşma sahneleri yaratmayın. Gayet normal, sanki yan odaya gidiyormuş gibi "Akşam görüşürüz" diyerek evden ayrılın. Aynı şekilde eve girerken de; büyük gösterişli girişlere izin vermeyin ki; çocuk annenin eve girip çıkmasını kısa sürede normal karşılamaya başlasın.
  • Çalışmak zorunda olduğunuzu çocuğunuza yaşına uygun bir dil ile anlatın. Yaşı çok küçük ise; "para kazanmak için çalışmak zorundayım" derseniz bunu anlamaz. 2 yaşındaki bir çocukla 6 yaşındaki bir çocuk çalışmanıza farklı tepkiler verecektir.
  • İşten geldiğinizde kesinlikle yorgunluktan, yoğunluktan, iş yerinde yaşanan olumsuz olaylardan veya kişilerden bahsetmeyin. Siz ertesi gün unutur tekrar işe gidersiniz ancak çocuğunuz unutmaz ve işler daha da karmaşık hale gelebilir.
  • İşten döndüğünüzde eve girip ilk 15 dakika yalnızca çocuğunuzla ilgilenin.
  • İş dönüşleri yemekleri birlikte yiyin ve çocuğunuza gün içinde neler yaptığını mutlaka sorun.
  • Çocuğunuzun bakıcısı ile sıkı bir iletişim halinde olun. Çocuğunuza sürekli bakıcısı ile alakalı sorular sorun. Masal anlatırken masal kahramanını çocuğunuz yapın ve düşüncelerini öğrenmeye çalışın. 
  • Çocuğunuzun bütün vücudunu mutlaka her gün düzenli olarak o fark etmeden kontrol edin. 
  • Baba ile her konuda iletişim halinde olduğunuz gibi bu konuda da iletişim halinde ve fikir birliğinde olun. Babanın, sizin çalışmanızı desteklemesini rica edin. 
  • Çalışıyorsunuz diye çocuğunuza hayır demekten korkmayın. Çalışıyorsunuz diye sizi suçluluk psikolojisine sokup "nasılsa annem suçlu ve her istediğimi yapacak" algısı yaratmaktan kaçının.
  • Çocuğunuza karşı normalde olduğunuzdan daha sabırlı, daha nazik ve daha güler yüzlü olun. Çalışmaya başlamadan önce ona alacağınız maddi değeri olmayan veya minimum olan basit ama istediği bir hediye onun çalışmanıza karşı olan antipatisini azaltmaya yardımcı olabilir.
  • Çocuğun doğumundan itibaren çalışan annenin çocuğu ile örneğin 3 yaşındayken annesi çalışmaya başlayan çocuğun tepkileri elbette farklı olacaktır. Sonradan çalışmaya başladıysanız, çocuğu önceden bu duruma hazırlamanız gerekir. Bir anda çocuğu bırakıp günde 8-10 saat onu annesiz bırakırsanız size vereceği tepki çok daha yıpratıcı olacaktır.
  • İşinizde mutlu olduğunuzu, bu sayede hem kendinizi çok iyi hissettiğinizi hem de çocuğunuza istediklerini zorlanmadan alabildiğinizi dile getirin. 
  • İşteyken onu unutmadığınızı, onu özlediğinizi ama çalışmak zorunda olduğunuzu nazik ve anlayacağı bir dille anlatın.
Herkese kolay gelsin :)
DERYA GÜNEŞ
OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENİ