Etiketler

masallar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
masallar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2015 Perşembe

UYKUSUZ KEDİ PİTİ


Bir zamanlar çok güzel bir evde yaşayan Piti adında sevimli mi sevimli bir kedi varmış. Piti, ailesinin en küçüğüymüş. Ablaları ve abileri Piti'yi çok sever, bütün gün onunla oradan oraya koşturur dururlarmış. Piti en çok yumaklarla oynamayı severmiş. ( yumak ne demek?) Renk renk yumakları evin içinde yuvarlar, yakalamaya çalışır, yakalayıp tekrar yuvarlarmış. Yumaklarla oynamayı çok sevdiği için annesi ona kırmızı, sarı, yeşil, mavi, pembe her renkten bir tane yumak almış. Piti yumakları ile oynadıktan sonra onları güzelce toplar, kutusuna koyarmış. Piti, her uslu çocuk gibi süt içmeyi, peynir yemeyi, balık yemeyi çok severmiş. Ama Piti'nin kötü bir huyu varmış... ( sence ne olabilir?) Piti geceleri uyumayı hiç sevmezmiş. Bu yüzden gündüzleri uykulu gözlerle etrafta dolanırmış. Herkes ona Uykusuz Piti adını takmış. Piti geceleri doğru düzgün uyumadığı için gündüzleri sürekli aa...(esneme hareketi yap) diye esnermiş. Annesi ve babası ne yaparlarsa yapsınlar bir türlü Piti'yi erken uyutamıyormuş.
Günlerden bir gün Piti'nin ablası Kiti çok hasta olmuş. Annesi ona bir sürü şey yedirmiş, Kiti de hiç itiraz etmeden hepsini yemiş. Yedikleri ona çok yaramış. Biraz iyileşir gibi olmuş ama babası onu hemen doktora götürmüş. Doktora Piti de gelmiş. Doktor Kiti'yi muayene ederken içeri sıska, zayıf, hasta bir kedi daha gelmiş. Piti bu hasta kedinin yanına giderek;
- merhaba, geçmiş olsun, hasta mı oldun? diye sormuş.
Hasta kedi sessizce mırıldanmış;
- Evet çok hastayım...
Onun bu haline çok üzülen Piti;
- Benim ablam da hasta oldu, o yüzden onu buraya getirdik. Doktor ona ilaç yazacak, heme iyileşecek.Sen de ilaçlarını iç hemen iyileş tamam mı? demiş hasta kediye.
Hasta kedi Piti'yi sessizce dinledikten sonra;
- Ben ilaç kullanmaya alışkınım, evde hiç uyumadığım için büyüdükçe daha çok hasta olmaya başladım. Annemi babamı bir türlü dinlemedim erken uyumak için. Uykusuz kaldıkça da hasta oldum. Doktor bana bir sürü ilaç verdi. İlaçları içmeyince de işte yine böyle hasta oldum, demiş.
Bunları dinleyen Piti, kendisinin de hiç uyumadığını düşünmüş. Birden telaşa kapılmış "ya ben de uyumadığım için hasta olursam!" (telaşa kapılmak ne demek, sen hiç telaşa kapıldın mı?) Bu düşünceler ile korkuya kapılan Piti, eve giderken hiç konuşmamış. Babası da;
- Piti, neden bu kadar üzgünsün, ablan yakında iyileşecek, merak etme, demiş. Piti de babasına;
- Biliyorum babacığım, ilaçlarını kullanırsa hemen iyileşecek ama ben ona üzülmüyorum, demiş. 
Babası merak etmiş;
- Peki neye üzülüyorsun? diye sormuş.
Piti babasına doktordaki hasta kedi ile konuştuklarını söylemiş. "O hasta kedi hiç uyumadığı için hasta olmuş, ya ben de hasta olursam?" demiş.
Piti'nin bu konuda endişelendiğini gören babası biraz da olsa sevinmiş;
- Evet Piti, uyumazsan o kedi gibi hasta olabilirsin, demiş. 
Bunu duyan Piti daha çok korkmaya başlamış.  Çünkü Piti hasta olmayı hiç sevmezmiş.
Eve geldiklerinde akşam olmuş. Herkes uyuduktan sonra Piti annesinin yanına giderek;
-Anneciğim ben de uyumak istiyorum, seninle uyuyabilir miyim? demiş.
Annesi Piti'nin uyumak istemesine hem çok şaşırmış hem de çok sevinmiş. Uykulu gözlerle ona bakmış ve esnemiş. aaa...!(esneme hareketi yapılır) 
-Elbetteki uyuyabilirsin Piiti ama benim yanımda değil, odanda uyuman gerek. Kendi yatağında yatarsan hem daha hızlı büyürsün hem de daha çalışkan bir kedi olursun. Seni ben her gece yatağımda yatırırsam kendi yatağın buna çok üzülür. Senin yatağın ve odan seni çok özler, ben de uykusuz kalırım, demiş. 
Piti annesine hak vermiş. Her akıllı çocuk gibi o da bir kedi olarak kendi yatağında uyumalıymış. Ama bu o kadar da kolay olmamış.
Annesi ve Piti, Piti'nin odasına geçmiş, Piti kendi yatağına yatmış ama bir türlü uykusu gelmiyormuş. Annesi ona ilk gece çok güzel bir ninni okumuş;
- Hadi uyu Piti
Uyku valti geldi
Minik Piti uyumaz
Annesi ona kıyamaz
Hadi uyu Piti
Uyku vakti geldi
Uyumadan olmaz
Boyun asla uzamaz
Hadi uyu Piti
Uyku vakti geldi
Minik Piti esnedi
(2 kere esneme hareketi yap)
Hadi uyu Piti
Uyku vakti geldi
Minik Piti uyudu
Herkes mutlu oldu...

Annesi ninniyi okurken Piti çoktaan uykuya dalmıştı bile... Annesi bundan çok mutlu oldu.
Ertesi sabah Piti uyandığında çok mutluydu. Uykusunu almış ve çok sağlıklıydı. Hemen annesinin yanına koştu;
- Günaydın anneciğim, dün gece erkenden uyudum, çok mutluyum, bundan sonra her gece kendi yatağımda uyuyacağım. Yatağım hiç üzülmeyecek. Ben yatağımı çok seviyorum, odamı çok seviyorum, yatağım çok rahatmış. Bundan sonra çok çalışkan ve uslu bir kedi olacağım, demiş.
Bunları duyan annesi öyle çok sevinmiş ki;
- O zaman bir ödülü hakettin, kahvaltıda sana en sevdiğin meyveli sütten yapacağım, demiş. Piti çok mutlu olmuş. Meyveli sütünü içtikten sonra yumaklarıyla oynamaya dalmış.
O geceden sonra Piti her gece erkenden geceliklerini giymiş, dişlerini fırçalamış, hemen odasına gidip, yatağına girmiş, annesi ona her gece masallar anlatmış, ninniler söylemiş. Annesi masal okurken Piti esneye esneye uykuya dalmış. aaa..! aaaa...! ( 2 kere esneme hareketi yap)

DERYA GÜNEŞ

30 Eylül 2015 Çarşamba

ŞEMSİYELİ ŞEMPANZE








ŞEMSİYELİ ŞEMPANZE
( Masalın ilk betimleme kısmı buğulu, yavaş ve heyecanlandırıcı bir ses tonu ile okunur)
Dünyanın çook çok uzak ülkelerinden birinde, Amazon adı verilen yağmur ormanları varmış. Bu ormanlara 1 yıl içinde bir denizi dolduracak kadar çok yağmur yağarmış. Amazon ormanları öylesine büyükmüş ki; içine bir giren bir daha yolu bulup içinden çıkamazmış… Bu ormanın insan eli değmemiş, kuytu bir köşesinde bir şempanze ailesi yaşarmış. ( insan eli değmemiş ne demek? Peki kuytu ne demek?)  Bu ailede anne şempanze, baba şempanze ve yavru şempanze varmış. Şempanze ailesi bütün gün ağaçların dallarından oradan oraya zıplar dururmuş. Ormanda buldukları yemişlerle beslenir, muzu da çok severlermiş. Yavru şempanze çok meraklıymış. Her şeyi çok merak eder, sorular sorar, her şeyi öğrenmek istermiş. Anne şempanze ve baba şempanze ise, yavru şempanzenin her sorduğuna cevap verirmiş. Eğer anne ve baba şempanze, yavru şempanzenin sorduğu soruyu bilmiyorsa hep birlikte araştırıp öğreniyorlarmış. Yavru şempanze bu sayede o kadar fazla şey öğrenmiş ki; neredeyse dünyadaki her şeyi bildiğini zanneder olmuş. Oysaki dünyada öğreneceği daha çok şey var değil mi…?
Günlerden bir gün çok yağmur yağmaya başlamış. Ee.. adı üstünde yağmur ormanı. En çok yağmur burada yağar. O günkü yağmur öylesine şiddetliymiş ki, ağaçların dalları kırılmış hatta ağaçlar devrilmiş. Karıncaların yuvalarına, yılanların deliklerine su basmış… Yavru şempanze o gün ilk kez yağmurdan korkmuş. ( sen yağmurdan korkar mısın?) Yağmur dindikten sonra anne şempanze ve baba şempanze, yavru şempanzeyi alarak nehirin kıyısına yiyecek aramaya inmişler. İnmişler inmesine ama yağmur her şeyi silip süpürmüş. Etrafta ne yiyecek bir şey kalmış ne de tutunacakları bir dal… O günden sonra yavru şempanze hem yağmuru sevmemeye hem de yağmurdan korkmaya başlamış. ( sence yağmur korkulacak bir şey mi?) o gün nehir kıyısına indiklerinde nehir çok uzak yerlerden değişik değişik malzemeler taşımaya başlamış ormana. Çünkü yağmur çok fazla yağınca nehirin suyu da çoğalmış. Su ormana, değişik ağaç dalları, yapraklar, sandallar taşımış. Bir gün yavru şempanze nehir kıyında dolanırken yeşil bir şey görmüş. Ne olduğunu anlayamamış. “oysaki annem ve babam bana her şeyi öğretmişti ama bunun ne olduğunu bilmiyorum” demiş kendi kendine. O an daha öğrenmesi gereken çok şey olduğunu anlamış. Hemen yeşil cismin yanına gitmiş. (cisim ne demek sence?)
-       - Merhaba benim adım yavru şempanze,senin adın ne? Diye sormuş merakla.
Bu cisim yeşil bir şemsiyeymiş. Şemsiye çok uzak yerlerden yağmurla birlikte buralara kadar sürüklenmiş.
-       -Merhaba benim adım da şemsiye. Ben bir uçaktan düştüm. Rüzgarlarda savruldum, yağmurlarda sürüklendim, buralara kadar geldim, deyivermiş.
Şemsiyenin ne demek olduğunu bilmeyen şempanze;
-      - Tanıştığımıza memnun oldum ama ben senin ne olduğunu bilmiyorum, seni ilk kez görüyorum, demiş.
Bunu duyan şemsiye çok şaşırmış;
-       - Neden? Sizin buralarda hiç yağmur yağmaz mı? Ben yağmur yağdığında kullanılırım. İnsanların beni başının üstünde tutarak ıslanmaktan kurtulurlar, demiş.
Yavru şempanzenin kafasında bir sürü soru birikmiş. İnsanlar kim? Neden ıslanmaktan korkuyorlar? Şemsiye onları neden koruyor? …
Yavru şempanze bunları düşünürken şemsiye tekrar konuşmaya başlamış;
-      - Yoksa sen hayatında hiç insan görmedin mi? Ben sana geldiğim yerle alakalı bir sürü şey anlatabilirim ama önce beni güzelce açıp kurutman lazım, demiş.
Yavru şempanze hemen şemsiyeyi alıp yaşadığı ağaca doğru yürümeye başlamış. Yolda şempanzeyi görenler şemsiyenin ne olduğunu çok merak etmiş. Yavru şempanze eve girer girmez anne ve babasına olan biteni anlatmış. Şemsiyeyi kuruttuktan sonra;
-       E anlat bakalım şemsiye, sen nereden geldin? Diye sormuş.
Şemsiye başlamış anlatmaya;
-       -Ben şehir denen çok büyük bir yerden geldim. Orada ağaçlardan ve hayvanlardan çok insan yaşar. Şehirlere yağmur pek yağmaz. İnsanlar bütün ağaçları kesti, ağaç olmayınca yağmur da yağmadı. Yağmur yağdığında ise insanlar kıyafetleri ıslanmasın diye şemsiyeleri yaptılar. Aslında hasta olmamak için şemsiye kullanmak gerekir. Özellikle çocuklar mutlaka yağmur yağınca şemsiye kullanmalıdır. Yoksa üstleri başları sırılsıklam olur ve hasta olurlar. Ben bir gün bir uçaktan aşağı düşüverdim. Bilmediğim bir yere geldim. Rüzgarlar beni uzak uzak yerlere savurdu. En son bir nehire düştüm. Sonra öyle çok yağmur yağdı ki; kendimi sizin ormanda buluverdim. İşte bütün hikayem bu, demiş.
Şemsiyenin anlattıkları heyecanla dinleyen şempanze şemsiye ile arkadaş olmuş.  Birlikte oyunlar oynamışlar. Yeşil şemsiye açılınca kocaman olmuş. Artık herkes yavru şempanzeye Şemsiyeli Şempanze demeye başlamış. Şemsiyeli şempanze o günden sonra her yağmur yağdığında şemsiyenin altına girmiş ve bir daha yağmurdan hiç korkmamış.
Günlerden bir gün Şemsiyeli Şempanze şemsiyesini açmaya çalışmış. Düğmesine basmış, bezinden çekiştirmiş, demirlerini kurcalamış ama bir türlü açmayı becerememiş. Ağlaya ağlaya babasının yanına gitmiş;
-       - Baba şemsiyem açılmıyor, uğraştım ama yapamadım, demiş.
Babası ağladığını görünce;
-       - Ağlayacak bir şey yok, ağlayarak derdini anlatırsan seni anlayamam, ağlamadan anlat o zaman bakalım birlikte neler yapabiliriz, demiş ve şemsiyeyi eline almış.
Şemsiyeyi eline alan baba şempanze sağına soluna bakmış. Meğer şemsiyenin demirleri küflendiği için yavru şempanze onu açamamış.(küflenmek ne demek?) Hemen şemsiyeli şempanze ile birlikte ormanda küf gideren ağaç yaprağı aramaya başlamışlar. Ormanda yürümüşler yürümüşler en sonunda küf gideren ağaç yapraklarını bulmuşlar. Bir sürü küf gideren yaprak topladıktan sonra evlerine geri dönmüşler ve birlikte şemsiyenin demirlerini silmeye başlamışlar. Demirleri ovalamışlar ovalamışlar, demirler elmas gibi parlamaya başlamış.
-      - Al şimdi aç bakalım açılacak mı şemsiyen? Demiş babası.
Şemsiyeyi eline alan şemsiyeli şempanze heyecanla şemsiyeyi açmış. Pat! Diye açılıvermiş şemsiye.şemsiyeli şempanze o kadar mutlu olmuş ki; babasının boynuna sarılmış;
-       -Teşekkür ederim babacığım, bundan sonra sana derdimi ağlamadan anlatacağım, demiş.
Babası buna çok sevinmiş. 
O günden sonra şemsiyeli şempanze şemsiyesini yanından hiç ayırmamış ve eşyalarına her zaman çok iyi bakmış. Ormandaki bütün hayvanlar da şemsiyeli şempanzeyi örnek almışlar…

Derya Güneş

28 Eylül 2015 Pazartesi

AYKIZ





Bir varmış bir yokmuş… evvel zaman içinde kalbur saman içinde, gökyüzündeki aydede yaşayan bir kız varmış.  Bu kıza periler “Aykız” adını koymuşlar.  Aykız ayda yaşar, şarklılar söyler, bisiklete biner, salıncakta sallanırmış. Aykız yaşamayı o kadar severmiş ki, bu yüzden hep gülümsermiş.  Aykız yaşamayı çok severmiş ama hiç arkadaşı yokmuş. Çünkü ayda yalnız yaşıyormuş.”keşke benim de arkadaşlarım olsa” diye düşünür dururmuş…
Günlerden bir gün, kocaman bembeyaz, pamuk gibi bir bulut aydedenin önüne gelmiş.
-          Merhaba Aykız, nasılsın bakalım, demiş. Bir süre beklemiş ama hiç ses çıkmamış Aykız’dan… Bulut bir kez daha seslenmiş;
-          Merhaba Aykız, huu huu orada mısın?... Yine ses gelmemiş. Bulut da ayın diğer tarafına dolanmış. Orada Aykız’ı bulmuş. Zavallı Aykız, ayın bir ucunda tek başına oturmuş ağlıyormuş. Onu ilk kez ağlarken gören bulut çok şaşırmış.
-           Neyin var Aykız, ne oldu sana, neden ağlıyorsun? Diye sormuş.
Aykız ıslak gözleri ile buluta bakmış.
-          Sevgili bulut kardeş, ben neden herkes gibi yeryüzünde çocuklarla oynayamıyorum, benim neden hiç arkadaşım yok, demiş. Onun bu üzgün halini gören bulut çok üzülmüş.
-          Üzülmekte haklısın Aykız, her çocuk arkadaşı olsun, onlarla birlikte oynasın ister ama senin burada hiç arkadaşın yok, bu seni çok üzüyor olmalı, demiş. Aykız da;
-          Evet bulut kardeş, kendimi çok yalnız hissediyorum, benim de arkadaşlarım olsa, onları çok sevsem, oyuncaklarımı paylaşsam, birlikte oyunlar oynasak… Öyle çok isterdim ki… Ama ben burada yapayalnızım. Yeryüzünde çocuklar birlikte oyunlar oynuyorlar, birbirlerini çok seviyorlar, hiç kavga etmiyorlar. Keşke ben de onlar gibi olabilsem, demiş…
Anlattıkları karşısında çok üzülen bulut;
-          Hadi gel, seni yeryüzüne indireyim, demiş.
Aykız buna çok şaşırmış.
-          Beni yere kadar nasıl indireceksin bulut kardeş, yere düşerim, demiş.
Bulut ona gülümsemiş, merak etme bir planım var; benim içimdeki nem miktarı artınca yağmur yağdıracağım, seni de bir yağmur damlasının içine saklayacağım, demiş.  (nem ne demek, nasıl yağmur yağar?)
Bu fikri çok beğenen Aykız, hemen hazırlıklara başlamış. Yanına kıyafetler, oyuncaklar almış. Yeterince nem alan bulut ise yağmur yağdırmaya başlamış. Aykız bir yağmur damlasının içine girmiş ve bulut onları yeryüzüne doğru göndermiş. Uzuuun bir yolculuğun ardından yağmur damlası “pıtt!”diye toprağa düşüvermiş. Damla toprağa düşer düşmez, Aykız da kendini yerde bulmuş.
-          Oh sonunda geldik, ne uzun bir yolculuktu, çok yoruldum, demiş…
Aykız etrafına şöyle bir bakınmış, burası bir çiçek bahçesiymiş…. Rengarenk çiçekler; güller, papatyalar, menekşeler, karanfiller… Mis gibi kokuyorlarmış.  (güzel bir koku soluyormuş hareketi yapılır) Aykız böyle kendi kendine etrafa bakınırken bir ses duymuş;
-          Aycan! Aycan! Oğlum kendine dikkat et olur mu?
Aykız çok heyecanlanmış. Minicik bedeni ile hemen bir çiçeğin dalları arasına saklanmış.
Aycan;
-          Tamam anneciğim merak etme, bahçede biraz oyun oynayıp, eve geleceğim, demiş.
Aycan eline bir top alarak oradan oraya zıplatmaya başlamış. Onu bir kenarda sessizce izleyen Aykız, merakla Aycan’ı incelemiş. Aycan ondan çok daha büyük ve bir erkek çocukmuş. Aykız onu izlerken Aycan’ın topu papatyanın dallarına çarpmış ve Aykız bir anda ortaya çıkıvermiş.  Dalların arasında minicik bir kızın çıktığını gören Aycan çok korkmuş. Ne diyeceğini bilememiş.
Aykız biraz utangaç bir sesle;
-          Merhaba, benim adım Aykız, ben aydan geldim, beni bir bulut, yağmur damlası ile gönderdi buraya, demiş.
Aycan onu heyecanla dinlemiş. Sonra heyecanını yenmiş;
-          Merhaba Aykız, benim adım da Aycan, tanıştığımıza memnun oldum ve dünyamıza hoş geldin, demiş.
Aykız ve Aycan bir süre konuştuktan sonra çok iyi arkadaş olmuşlar ama Aykız, o kadar küçükmüş ki, Aycan onunla birlikte oyun oynayamıyormuş.  En sonunda aklına bir fikir gelmiş;
-          Aykız biz seninle oyunlar oynayamıyoruz, senin kendine göre arkadaşlar bulman lazım, seni parmak çocuklar ülkesine götüreceğim, demiş.
-          Parmak çocuklar ülkesi mi? Diye şaşkınlıkla sormuş Aykız.
Aycan ona parmak çocuklar ülkesini anlatmış;
-          Orada senin gibi minik çocuklar vardır, orası çok mutlu bir ülkedir, herkes senin boylarındadır ve çok iyidirler. Bütün gün oyunlar oynayıp, şarkılar söylerler, demiş.
Bunları duyan Aykız, çok heyecanlanmış. Hazırlıklarını yapıp yola çıkmışlar. Yürümüşler, yürümüşler, dere tepe düz gitmişler, en sonunda minik bir diyara varmışlar. Burada herkes, Aykız kadar minik,neşeli ve iyi kalpliymiş. Aycan Aykız’ı buraya bırakmış ama bırakırken çok üzülmüş;
-          Seni çok özleyeceğim, ne zaman istersen yanıma gelebilirsin, çiçek bahçesinde ben sana çiçekleri anlatırım, sen de bana aydedeyi anlatırsın, demiş.
Birbirlerine sarılmışlar ve ayrılmışlar. Aykız Aycan’a el sallamış ve parmak çocuklar ülkesine girmiş. Bu ülkeye girer girmez hemen etrafına çocuklar toplanmış.
-          Hoş geldin, sen kimsin? Diye sormuşlar merakla. Aykız onlara başından geçenleri bir bir anlatmış. Parmak çocuklar ülkesindeki çocuklar onu usulca dinlemişler ve hemencecik aralarına kabul etmişler. Hepsi Aykız ile çok iyi arkadaş olmuş, birlikte oyunlar oynamışlar, oyuncaklarını paylaşmışlar, hiç kavga etmeden mutlu bir şekilde yaşamaya başlamışlar.
Günler böyle mutlu bir şekilde geçerken, Aykız evini özlediğini anlamış. Kendi kendine sürekli “acaba aydede ne yapıyor, orada kalan oyuncaklarım beni özledi mi, bulutlar bensiz üzülüyor mudur acaba?”diye sormaya başlamış. Onun bu halini gören aydede bir gece Aykız’ın rüyasına girmiş;
-          Merhaba Aykız, burada günlerin çok güzel geçiyor, çok güzel arkadaşlıklar edindin, mutlu musun? Diye sormuş.
Aydedeyi rüyasında görünce çok sevinen Aykız;
-          Evet aydede, burada bir sürü arkadaşım oldu, benimle oyuncaklarını paylaşıyorlar, beni çok seviyorlar ama ben seni çok özledim, beni tekrar yanına alır mısın? Demiş.
Aydede;
-          Sevgili Aykız, burada mutsuz olduğun ve yalnız kaldığın için bulut seni dünyaya gönderdi, ben hep buradayım ama sen orada daha mutlusun, yalnız değilsin,herkes seni çok seviyor, daha çok oyuncağın oldu, bence orada kalmalı ve mutluluğun tadını çıkarmalısın, buraya gelirsen bir süre sonra yine yalnız kaldığın için sıkılacaksın, demiş.
Onu dikkatle dinleyen Aykız, aslında mutluluğun belli bir yerde değil, insanın içinde olduğunu anlamış. “mutluluk birinin yanında değil, benim içimde, gittiğim her yere onu götürebilirim” demiş kendi kendine. 
Aydede konuşmaya devam etmiş;
-          Ben her zaman gökyüzünden sana bakıyor olacağım ve her gece uyumadan önce sana ninni söyleyeceğim, her gün yağmur yağarken bulutlar damlaları yüzüne serpecek, böyelikle onlar da seni yalnız bırakmamış olacak, sen yalnız değilsin, biz hep yanındayız, demiş.
Aykız o sabah uyandıktan sonra o kadar mutluymuş ki,” ben hep mutluluğu başka yerlerde aradım, oysa mutluluk benim olduğum yerde” demiş.
O günden sonra Aykız, her yağmurda damlaların altına girmiş, bulutlarla konuşmuş ve her gece aydedenin o güzel ninnisini dinleyerek mışıl mışıl uykuya dalmış…
Aydede okusun ninniyi,
Mutluluk sarmış içini,
Açmış çiçek bahçesi,
Aykız’ın sarı çiçeği,
Sarmış her yanı sevgisi…
Aydede ninniyi okusun,
Aykız erken uyusun,
Boyu çok uzun olsun,
İçi sevgi dolsun…
Uyu Aykız uyu,
Uyu çabucak büyü…