Etiketler

anneyizbiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anneyizbiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Eylül 2015 Pazartesi

ÇOCUĞUMUZA NEDEN KİTAP OKUMALIYIZ?





KİTAP VE ÇOCUK


Yıllardır eğitimciler \ bilim adamlar \ araştırmacılar söyleyip durur; ÇOCUKLARINIZA KİTAP OKUYUN, ÇOCUKLARINIZA HER GECE MASAL OKUYUN... diye... Çocuğa kitap okumak neden bu kadar önemli hiç düşündük mü? Düşündüysek, hangi kanılara vardık? Ben bugün instagram @cocukegitimi sayfamda başlatmış olduğum #hergecebirmasal etkinliği kapsamında kitap okumanın yararlarını paylaşmak istedim.

KİTAP OKUMAK NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?
  1. Çocuğa kitap okumayı önemli kılan temel unsur; bilginin hazır gelmesi değil, beynin çalışarak kendisinin bilgiye ulaşmasıdır.
  2. Kitap okunan veya okuyan çocuğun dil gelişimi çok daha hızlı, sağlıklı ve düzenlidir.
  3. Kitaplarla haşır neşir olan bir çocuk; yardımlaşma, paylaşma, dayanışma, uyum, arkadaşlık, sevgi, saygı, görgü gibi toplumsal değerleri çok daha hızlı ve etkili bir şekilde öğrenir ve günlük hayatta uygular.
  4. Çocuğa yaptıramadığınız bir davranışı veya öğretemediğiniz bir kuralı, bir masal ile kolaylıkla öğretebilirsiniz.
  5. Okunan masallar çocuğun empati yeteneğinin hızla gelişmesiini sağlar. çünkü okuduğunuz her hikayede çocuk kendini masal kahramanı ile eşleştirir.
  6. Kitaplardaki sihirler, periler, uçan hayvanlar, konuşan çiçekler vs hepsi çocuğun hayal dünyasının gelişmesini sağlar.
  7. Hikaye aralarında sorulan sorularla çocuğun bilgiye ulaşması çok daha hızlı olur.
  8. Kitaplar, çocuğun kelime hazinesinin zenginleşmesinde temel rolü oynar.
  9. Çocuğun yaratıcı-hayal-düşünme becerileri kitaplardaki masallar sayesinde hızla gelişir.
  10. Kitaplar; çocuğun günlük hayatta yaşayacağı olaylar karşısında basit teorik bilgiler kazanmasını sağlar. Örneğin; tanışırken merhaba demek gibi...
  11. Kitap okumak; çocukta dinleme, anlama ve anladıklarını uygulama becerilerini geliştirir.
  12. Kitaplar çocuğun evde veya okulda dar kapsamdaki dünyasını genişletir.
  13. Kitaplar; çocuğun farklılıklara karşı açık ve ön yargısız olmasını sağlar.
  14. Kitap okumak; kitap okuyan ile dinleyen (genellikle anne ve çocuk veya baba ve çocuk ) arasındaki duygusal, sosyal bağın gelişmesine çok önemli katkı sağlar.
  15. Kitaplar; çocuğun dış dünyayı tanımasına yardımcı olur.
  16. Masal okumak çocukta; merak duygusunun tatmin edilmesini, tahmin edebilme ve sonuca varma becerilerinin gelişmesini sağlar.
  17. Masal okumak; çocuğun bilişsel (zihinsel) gelişimine çok fazla olumlu katkı sağlar.
  18. Çocuğu kitap okumaya alıştırmak; okul hayatında daha başarılı olmasını, öğretmeni ve arkadaşları ile daha sağlıklı ilişkiler kurmasını sağlar.
  19. Masal okumak; çocuğun okunan masalı hayal ederken kolayca uykuya dalmasını ve uyurken de zihninin çalışmasını sağlar.
  20. Masal okumak; çocuğun problem çözme becerilerini geliştirir.
  21. Kitap okuyan veya okunan çocuk; ritmik sayma, harfler, çeşitli bilgiler, hayvanlar, bitkiler vs hakkında çok hızlı bilgi sahibi olurlar. Siz hiç fark etmeden 1'den 10'a kadar saymayı öğrenebilirler örneğin...
  22. Kitap okumak çocuğun görsel ve işitsel koordinasyon kurma becerilerine önemli ölçüde katkı sağlar.
HANGİ YAŞTA NASIL KİTAP OKUMALIYIZ?




Bu konuda öncelikle sorulması gereken soru şu:
Çocuğuma ne zaman kitap okumaya başlamalıyım?

İlk olarak şu algıyı yok edelim; ÇOCUĞA KİTAP OKUMAYA BAŞLAMAK! HAYIR! BU YANLIŞ BİR TABİRDİR!
Çünkü; çocuğu kitapla tanıştırmak; kitap okumakla başlamamalıdır! Çocuklara daha doğmadan bezden yapılmış antibakteriyel, yırtılmayan, yıkanabilen bir oyuncak kitap alarak bu işe başlayabiliriz. Buradan da şu sonucu çıkartabiliriz ki; çocuğu kitapla tanıştırmanın yaşı yoktur.

Çocuklara kitap seçmek; her konuda uygulanan "her çocuk farklıdır" ilkesi göz önüne alınarak yapılması gereken bir davranıştır. Çocuğa kitap seçmek için; öncelikle annenin kendi çocuğunu çok iyi tanıması ve gelişim dönemlerini iyi bilmesi gerekir.
Bu kuralın dışında ise genel kabul görmüş bazı kurallar vardır. Bu kuralları yaş gruplarına ayırarak paylaşalım...

0 - 6 AYLIK ÇOCUK KİTAPLARI
  • Eğitici özellikten ziyade görsel özelliğe dikkat edilmelidir.
  • Kitaplar; çocuğun sağlığına zarar vermeyecek, antibakteriyel kumaştan üretilmelidir.
  • Sesli, ışıklı vs olması bu dönemde GEREKMEZ. 
  • Bu dönemdeki kitabın amacı; çocuğa kitabın şekli; yaprakları, kapağı vs hakkında görsel algı yaratmaktır.
6 - 12 AYLIK ÇOCUK KİTAPLARI
  • 6 aydan sonra algıları muhteşem bir hızla açılan çocuğa seçilecek kitaplar artık eğitici değer taşımaya başlamalıdır.
  • Kitaplar çocuğun ilgisini çekebilecek kadar renkli olmalıdır.
  • Daha önceki dönemde olduğu gibi; yıkanabilen, bez kitaplar alınmalıdır.
  • Kitaplar tamamen resimlerden oluşmalıdır. Bu resimler de yalnızca büyük şekiller, renkler ve hayvanlar gibi unsurlardan oluşabilir. (Çocuğa resim diye makinenin iç mekanizmasını gösterirsek hiçbir şey anlamaz :)
  • Bu dönemde alınan kitaplar toplamda 4 veya 6 sayfayı geçmemelidir.
  • Kitabın tırtıklı, pütürlü gibi dokunsal özellikler taşıması bu dönemde çok etkili olacaktır.
12 - 24 AY ÇOCUK KİTAPLARI
  • Çocuk artık oral döneme geçmiştir (12-18 ay) ve eline aldığı her şeyi ağzına götürecektir. Her zamanki gibi ilk kuralımız; kitabın yıkanabilir, bez veya yumuşak sağlıklı plastik materyallerden yapılmış olmasıdır.
  • Bu dönemde kitaplar eğitici özellik taşımanın dışında; görsel ve işitsel algıya yeterli cevap verebilecek şekilde olmalıdır.
  • Işıklı, sesli, konuşan, titreyen özelliklerde olması,çocuğun hem ilgisini çekme, hem kitap sevgisini aşılama bakımından çok büyük katkılar sağlayacaktır.
  • Bu dönemde çocuğa kitap alırken; kitabın eğitici değerler taşıması çok önemlidir. Yani siz kitabı aldığında ve çocuğa verdiğinizde çocuk o kitapla birlikte bir şeyler öğrenmiş olmalıdır. Örneğin; renkleri, hayvanları...
  • Kitaplar; büyük ve yazısız olmalıdır.
  • Kitaplar; bol renkli, bol resimli ve basit olmalıdır.
  • Her çocukta farklı olmakla birlikte genellikle konuşmaya başlaması; basit masallar okumaya başlamak için bir ip ucudur. 
  • Bu dönemde özellikle 18 ay sonrası basit masalları anlayabileceğinden ve sonuç çıkarabileceğinden varsayım yapacak olursak; çocuğa okunan hikaye ona etik bir değeri (sevgi, saygı, paylaşma...) öğretmelidir.
24 AY VE ÜSTÜ KİTAP SEÇERKEN VEYA MASAL OKURKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?
  1. Kitapların boyutları büyük olmalı.
  2. Kitaplar sağlam, kalın, yırtılmayacak materyallerden üretilmiş olmalı.
  3. Her okunan masaldan sonra çocuğa sorular sorulmalı.
  4. Masal aralarında bilinmeyen kelimeler, deyimler vs çocuğa sorulmalı ve gerekirse örnekle açıklanmalı.
  5. Masal okurken hep aynı ses tonu ile değil, masalın gidişatına göre değişik tonlamalarla okunmalı.
  6. Çocuğa bir masalı okumadan önce mutlaka ama mutlaka önden bir kere siz okumalı, tonlamaları ayarlamalı ve masalın eğitici değerini gözden geçirmelisiniz.
  7. Seçtiğiniz masallarda ütopik bir dünya yaratılmış olmalı ( herkes çok iyi, çok nazik,periler, cinler, sihirler...)
  8. Masallardaki büyücüler, periler, cadılar, uçan süpürgeler, konuşan hayvanlar, melekler her zaman ilgi çekmek ve çocuğun hayal dünyasını geliştirmek için biçilmiş kaftanlardır.
  9. Masallarda asla SOYUT KAVRAMLAR KULLANILMAMALIDIR! Çocuk 8 yaşına gelene kadar soyut kavramları anlayamaz. Daima açık, anlaşılır ve somut ifadeler kullanılmalıdır.
  10. Masal genel olarak nazik bir üslupla yazılmış olmalıdır.
  11. Masalda kesinlikle argo tabirler, küfürler yer almamalıdır.
  12. Masalda önce bir giriş betimleme (masal kahramanı hakkında, masalın geçtiği yer hakkında bilgilendirme)yapılmalıdır.
  13. Masalda karmaşık olmayan bir olay örgüsü ve sonuç olmalıdır.
  14. Masallarda kesinlikle devrik cümle ( örneğin; almıştı bebeğini güzel yüzlü annesi ormandan ..) kullanılmamalıdır. (doğrusu; Güzel yüzlü anne, bebeğini ormandan almıştı)
  15. Masallarda olaylar basit, anlaşılır bir şekilde yaşanmalı ve daima yanlış davranış; düzeltilerek doğru bir sonuca vardırılmalıdır.
  16. Çocuk o gece masal dinlemek istemiyorsa zorla dinletilmemelidir.
  17. Gecede ikiden fazla masal okunmamalıdır.
  18. Masallar uykuya geçişten önce okunursa; zihinsel gelişime daha fazla katkı sağlar.
  19. Masallarda resimler; basit, ilgi çeken, renkli, yaldızlı ve büyük olmalıdır. Hatta mümkünse sizin masal okuduğunuz kısmın arka kısmı; çocuğa dönük resimli olmalıdır. Yani siz masalı okurken çocuğunuzun okuduğunuz masalın resmini görmelidir.
  20. Masallarda absürd, cinsel içerikli resimler, kelimeler ve anlatım olmamalıdır.
  21. Masallar,gerçek hayatla ilgili yanlış bilgilendirme yapmamalı, çocuğun kafasını karıştırmamalıdır.
  22. Mümkünse masal bittikten sonra "sence bu masaldan ne öğrendik?" sorusu sorulmalıdır. Okunan masalla ilgili ertesi gün gün içinde çeşitli örneklendirmeler yapılmalıdır. ( evet aferin sana; dünkü masaldaki Ayşegül de annesine teşekkür ediyordu değil mi?) gibi.
  23. Okunan masalda şiddet, taciz söylemleri ve absürd subliminal mesajlar olmamalıdır.
  24. Okunan masallar çocuğunuzun cinsiyetine de aşırı derecede ters düşmeyecek masallar olmalıdır. Örneğin erkek çocuğunuza her gece "kızın tokası pembişmiş, ayakkabıları topkluymuş..." ya da kız çocuğunuza her gece " çocuk toplarla, arabalarla oynamayı çok severmiş, vidaları sıkmaktan hoşlanırmış..." diye masal okursanız çok sağlıklı olmayacaktır :)
Kitap konusu; çocuklar için kritik bir eylemdir. Kitap seçimine dikkat etmezseniz; çocuğa dünyanın en güzel duygularını öğrettiğiniz gibi; bir canavar da yaratabilirsiniz.
Yalnızca okumak değil; DOĞRU OLAN KİTABI okumak gerekir.

Herkese kolay gelsin :)
DERYA GÜNEŞ 
okul öncesi öğretmeni
















10 Eylül 2015 Perşembe

ÇOCUĞUM BENDEN AYRILMIYOR


ÇOCUĞUN ANNESİNİN YANINDAN AYRILAMAMASI

Hemen hemen her annenin başına gelmiş durumlardan biridir; çocuğun yanından ayrıldığında küçük bir kıyamet kopması. Bu durum birçok çocukta yaşanır ve sağlıklı olmasa da gayet normal bir durumdur. Özellikle 18-22 aylık arası çocuklarda çok sık görülür. Bebeğin yürümeye, kendini ifade etmeye başlamasından sonra, anneye bağımlılığın süregelmesi arasında yaşanan çatışmanın karasızlığı sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Özetleyecek olursak; yürümeye başlayana kadar tamamen annesine bağımlı olan çocuk, yürümeye ve beraberinde kendini de ifade etmeye başlar. Bu sırada bir anda bağımsızlığını kazanan çocuk iki durum arasında karar vermek zorunda hisseder kendini. Annesine olan bağımlılığı ağır basan çocuklarda da bu sendrom yaşanır.

ANNEYE BAĞIMLILIĞI ARTTIRAN SEBEPLER:
  1. Doğumun ardından geçen ilk 6 ayda annenin bir saniye bile bebekten ayrılmaması
  2. Annenin bebeği kucakta çok fazla tutması
  3. Annenin, bebeği başkalarına kesinlikle vermemesi (kucağa alma, sevmeye izin vermeme)
  4. İlk 6 aydan sonra bebeğin odasını ayırmamak
  5. İlk 6 aydan sonra çocuğun ağlamasına tahammül edemeyip, her ağladığında isteklerine koşulsuz ve zaman kaybetmeden yanıt vermek ( dikkat ederseniz ihtiyaçlarına değil, "isteklerine")
  6. Çocuğun kendi yapabileceği işlere annenin koşması
  7. Annenin sürekli olarak "çocuğuma bir şey olacak"korkusu yaşaması,zamanla çocuğa bu korkuyu aşılaması
  8. Annenin, evde olsa bile sürekli abartılı şekilde çocuğu kontrol altında tutması
  9. Mutfakta, evde iş yaparken çocuğu yanında oturtması,oynamak istese bile zorla yanında tutması
  10. Çocuğa seçim yapma hakkı bırakmadan, her şeyini annenin seçmesi
  11. Çocuk bir şey söylemek istediğinde annenin, çocuğun cümlesini bitirmesini beklememesi ve kendisinin tamamlaması
  12. Çocuğa hiçbir zorluk yaşatmadan oyunlarında dahi sürekli mutlu olmasını ve zorlanmamasını sağlaması ( annesinin her işi kolaylaştırdığını ve mutlu olmasını sağladığını gören çocuk en nihayetinde anneye bağımlı hale gelir)
  13. Her düştüğünde kalkmasını beklemeden hemen kollarından tutup çocuğu kaldırmak
  14. Çocuk düştüğünde sürekli etrafı suçlaması ( ben şimdi kızacağım o masaya,nasıl benim oğlumu düşürür!... Bu yaklaşım; çocuğun anne ile hatalı bağ kurmasına,anne ile kendisinin bir bütün halinde haklı olduğuna, geri kalan her şeyin suçlu ve haksız olduğuna inanmasına sebep olur, dolayısıyla da çocuk her zaman yanında olan, seçimleri ve haklılığı aynı olan kişiye bağlanır)
  15. Çocuğun başka arkadaşlarla vakit geçirmesine izin vermemek, tek oyun arkadaşının anne olması
  16. Çocuğun bağımsız hareket etmesine izin vermemek, sokakta, parkta çocuğun hareketini engelleyecek şekilde göz hapsine alması(çocuk daima annenin güvenli çemberinde bağımsız bırakılmalıdır)
  17. Annenin farketmeden babayı, anneanneyi, babaanneyi ya da dedeyi kötülemesi ( bu durum yalnızca annesi ve kendisinin iyi olduğuna, geri kalan herkesin kötü olduğuna karar vermesine ve etrafındaki iyiye bağlanmasına sebep olur)
  18. Çocuğun baba ile sağlıklı vakit geçirmesine, dışarı çıkmasına izin vermemesi
  19. Annenin çocukla ara sıra oyun oynaması ve sürekli çocuğu beklentiye sokması ( kendisiyle ne zaman oyun oynayacağını bilmemesi, çocukta sürekli bir beklentiye ve anneye bağımlılığa sebep olur)
  20. Annenin sürekli çocuğu övmesi ve kainatın en muhteşem çocuğunu kendisinin yetiştirdiğini düşünüp bunu sürekli olarak çocuğun yanında dile getirmesi ( her şeyin fazlası zarar :)
Bütün bu abartılı tutumlar zaman zaman anneler tarafından fark etmeden yapılabilir. Bu davranışlar ise, bir süre sonra çocukta bağımlılığın ilmek ilmek işlenmesine sebep olur.
SONUÇ: Annesinin yanından bir dakika ayrılmayan, yabancı birinin kucağına gidince çığlıklarla ağlayan, konuşmaya başladıktan sonra biriyle tanışınca "Merhaba!" demek yerine annesinin tabiri caizse "eteğinin arkasına"saklanan ve büyük kabus; okula başlayınca hayatı kabusa çeviren çocuklar...

BAĞIMSIZ HAREKET EDEBİLEN ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEK İÇİN NELER YAPABİLİRİZ?


Öncelikle şu bilinmelidir ki; bağımsız hareket etme becerisi çocuk doğar doğmaz başlar. Çocuk zaten bağımsızlık içgüdüsü ile doğar. Onları anneye bağımlı hale getiren annenin yanlış tutumudur. Genel olarak sıralayacak olursak;
  1. Anne, bebek 6 aylıktan küçük döneminde fiziki ve psikolojik ( emzirme ve sevme gibi ) ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra çocuğu 5'er dakikalık aralarla kendi haline bırakmakla işe başlamalıdır.
  2. Anne, çocuğu güvenli çembere aldıktan sonra (güvenli çember; çocuğun zarar görmesini engelleyecek fiziki koşulları ve annenin her an bebeğe ulaşabileceği mesafeyi oluşturması ve çocuğun bağımsız hareket etmesine olanak sağlayacak sağlıklı ortam olarak tanımlanır) çocuğun bağımsız hareket etmesine izn vermesi gerekir.
  3. Çocuk her düştüğünde tutup kaldırmak yerine "hadi kalk ve devam et, başarabilirsin!" demesi gerekir.
  4. Çocuk konuşmaya başladığında annenin ve babanın çok sabırlı davranması, kelimelerini tamamlamak ya da düzeltmeye çalışmak yerine cümleyi bitirmesini beklemelidir. Gerekirse düzelme model olunarak yapılmalıdır. Böylece çocuk bağımsız konuşabilme yetisi kazanmaya başlayacaktır.
  5. Anne çocukla vakit geçirdiği kadar, çocuğun arkadaşları ile vakit geçirmesine ve doğru arkadaşlıklar kurmasına da olanak sağlamalıdır.
  6. Ebeveynlerin, çocuğa yetişkin bir birey gibi davranması gerekir ama biryetişkinden beklediklerini beklememesi gerekir.
  7. Annenin çocuğa kendi eşyalarını seçme hakkı vermesi gerekir. 
  8. Çocuğun oyun oynaması, odasında vakit geçirmesine izin verilmesi gerekir.
  9. Annenin asla çocuğa "beni üzersen seni terkedip gideceğim" tarzında cümleler kurmaması gerekiyor.
  10. Çocuk her ağladığında keyfi ihtiyaçlarına cevap vermek yerine, kayıtsız kalıp, kendi ihtiyacını kendisinin gidermesine olanak sağlaması gerekiyor.
  11. Çocuğun gelişim dönemlerinde yapabileceklerini annenin çok iyi bilmesi ve yapabileceği bu davranışları kendisinin yapmasına izin vermesi gerekiyor.
  12. Çocuğa "yanında biri yokken, kendi kendine yetebilme -belli bir süre- yetisi" kazandırılması gerekiyor.
  13. Çocuğu ara sıra anneanne, babaanneye bırakmak, dede ile dışarı çıkmasını sağlamak gerekir.
  14. Çocuğun 1-2 saatliğine bile olsa dışarıda baba ile vakit geçirmesine olanak sağlamak gerekir.
  15. Çocuğun yaptığı davranışlardan kendisinin sorumlu olduğunun öğretilmesi ve kimseyi suçlamaması gerektiği öğretilmelidir.
  16. Çocuk parka, oyun bahçesine vs götürüldüğünde onu fark ettirmeden izlemek ve her anne dediğinde yanında bitmemek gerekir.
  17. Çocuğu, babasının,babaannesinin, anneannesinin, dedesinin vs sevmesine izin vermek hatta mümkünse 1-2 günlük periyotlarda onlarla kalmasına alıştırmak gerekir.
  18. Annenin çocuğu aşırı derecede övmemesi, hatalarını da çocukla konuşması gerekir.
  19. Annenin, çocuğu sürekli mutlu etmeye çalışmak yerine, kendi kendine mutlu olmasını öğretmesi gerekir.
  20. İlk 6 aydan sonra çocuğun odasının mutlaka ama mutlaka ayrılması gerekiyor. Sonrasında çok daha zor olacaktır.
HERKESE KOLAY GELSİN.

DERYA GÜNEŞ
OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENİ
@cocukegitimi











2 Eylül 2015 Çarşamba

ÇOCUKLARDA BİLGİSAYAR/TELEVİZYON/TELEFON BAĞIMLILIĞI


ÇOCUKLARDA BAĞIMLILIK


- Kalk artık şu televizyonun başından!
- Bu kadar bilgisayar yeter!
- Saatlerdir tabletle oynuyorsun!
- Şu telefonla oynamayı bırak artık!... Bu cümleler siz de tanıdık geliyor mu?

Günümüzün en büyük sorunlarından biri; çocuklarda, gençlerde hatta yetişkinlerde görülen ve "davranışsal bağımlılık" adı altında değerlendirilen bilgisayar, tablet, telefon, televizyon bağımlılığıdır. Hemen hemen her evde yaşanan bu sorunlar anne ile çocuğun ilişkisini bozmakla kalmaz, çocuğa sosyal, bilişsel ve psikomotor alanda çok büyük kayıplar yaşatır. Elbetteki yararlı yanları da var ancak maalesef henüz teknolojiyi yararlı olacak şekilde kullanmayı dünya yüzünde hiç kimse tam anlamıyla becerebilmiş değil. Özellikle; teknolojinin çok kısıtlı olduğu zamanlarda doğup, bir anda patlayan ve gelişen teknoloji çağı arasında sıkışmış bir nesil için bu dengeyi kurmak maalesef bir hayli zor görünüyor. Peki bunun bir çıkar yolu yok mudur? Tabi ki vardır. Sabır ve emek isteyen bir süreç ve bilinçli yaklaşım ile her konu çözülür.


BİLGİSAYAR / TELEVİZYON / TELEFON BAĞIMLILIĞININ SEBEPLERİ:

  1. Merak duygusu (acaba bu oyun nasıl oynanıyor, acaba neler var, acaba yapabilir miyim?...)
  2. Çocuğun evde "başarma güdüsünün" yeterince tatmin edilmemesi ( çocuğa sürekli beceriksiz muamelesi yapmak; onda sürekli bir şeyleri kazanma ve başarma hissiyatı doğurur. Bunu en kolay tatmin edebileceği ortam da bilgisayarın, telefonun, tabletin olduğu ortamlardır.)
  3. Yaptığı davranışlarda çocuğu takdir etmemek ( siz ona aferin demiyorsunuz ama bilgisayarda kazandığı her oyunda altınlar, puanlar, konfetiler kazanıyor, leveller atlıyor...)
  4. Evde anne ve babanın çocukla yeterince kaliteli zaman geçirmemesi (anne sürekli mutfakta, baba işten geliyor televizyon karşısında, bu çocuk ne yapsın?...)
  5. Anne ile babanın evde huzursuz olması (evde huzursuzluk olunca çocuk da kendini ışıkların, seslerin, şarkıların, başarma duygusunun olduğu renkli dünyaya atıveriyor)
  6. Çocuk daha yaşına gelmeden eline telefon alıp bir tuşa bastığında ailece kutlamalar yapılması, çocuğa "aaa tuşa bastı, bak neler yapıyor, şimdiki çocuklar çok zeki..." diye EİNSTEİN (ünlü fizikçi) muamelesi yapılması
  7. Eve bir misafir geldiğinde, çocuğun tablette herhangi bir tuşa basıp bir başarı elde etmesini ballandıra ballandıra anlatmak (benim çocuğum çok zeki, baksana nasıl da oynuyor...) Siz bunu yaparsanız, çocuk yüceltilmekten memnun olacak ve siz geleceğin bağımlı bireyini yaratmaya bir adım daha yaklaşmış olacaksınız.
  8. Çocuk hakkında okumamak, çocuğu tanımamak. ( 3 yaşındaki çocuğa kalk bana yemek pişir derseniz yapamaz değil mi? Dolayısıyla da çocuk ne yapar, onu cezbeden şeylere yönelir. Mesela tablette oyun oynamak...)
  9. Çocuğu çocuk sineması, çocuk tiyatroları ile tanıştırmamak, oyun oynamasına izin vermemek.
  10. Çocuğun bilgisayar, tablet, televizyon başında durmasını; işleri bitirmek veya yaramazlık yapmaması için bir fırsat olarak görmek ( televizyon ya da bilgisayar çocuğun bakıcısı değildir, siz kurda kuzuyu emanet ediyorsunuz)
  11. Çocuğa; arkadaş edinme, fiziksel aktivitelerden zevk alma, sizinle birlikte bir şeyler yapma, üretme güdüsü aşılamamak.
  12. Evde çocuğu ayak altında görmeye tahammül edememek.
  13. Çocuğu televizyon karşısına atmayı bir "kafa dinleme seansı" olarak görmek.
  14. Baba akşam işten geldiğinde televizyon izleme ayinlerinin düzenlenmesi ( siz akşamları ailecek televizyon karşısına oturur, kekler, börekler, patlamış mısırlar, kolalar, pastalar servis eder, çocuk için şahane ortamlar yaratırsanız elbetteki geleceğin bağımlı çocuğunu yaratmada bir tuğla daha eklemiş olursunuz...)
  15. Annenin veya babanın veya her ikisinin de aşırı baskıcı tutumu ( çocuğu sürekli disipline etmeye çalışırsanız, o da disiplin derdinin olmadığı, dilediği gibi at koşturabildiği, sürekli takdir edildiği ve dünyadan soyutlandığı ortamlara sığınır)
  16. Annenin veya bananın veya her ikisinin de aşırı rahat tutumu ( siz bu kadar rahat davranırsanız çocuk yine onu cezbeden dünyada teselli arayacaktır)
  17. Çocuğun okulda başarısızlık korkusu yaşaması...
Bu maddeler yaşantılara göre çoğaltılabilir. Görünen o ki; bir çocuk kendi kendine bağımlı olmuyor; onu buna teşvik eden yanlış tutum ve davranışlar var. Anne babalar bunun farkında olmadığı için çocukta geleceğini etkileyen ve tamiri mümkün olmayan yaralar açılıyor. Nedir bu tamiri mümkün olmayan yaralar?

BİLGİSAYAR / TELEVİZYON / TELEFON BAĞIMLILIĞININ ZARARLARI:

  • Çocuğun arkadaş edinme becerisi gelişmez.
  • Teoride her şeyi bilen ama sosyal ortamlarda uygulamaya geçmeye kalkınca annesinin arkasına saklanan çocuklar ortaya çıkar.
  • Nezaket kurallarını bilmeyen, sürekli inatlaşan, sürekli mızmızlanan, ilişki kurmayı bilmeyen çocuklar meydana gelir.
  • Kendini ifade etme, öz bakım ( kendi kendine hareket etme) becerileri gelişmez; sürekli "anne ayakkabımı bağla, anne çorabımı giydir, anne su ver" diyen bir çocuk ortaya çıkar.
  • Bir işi kendi kendine başlatmak yerine hep sizin başlatmanızı bekler.
  • Oyun oynadığı, eğlendiği, vakit geçirdiği bu sanal dünya o kadar renkli, hareketli, sesli ve değişkendir ki; çocuk gerçek dünyaya döndüğünde her şey ona çok durağan, sıkıcı ve basit gelir. Dolayısıyla da HİPERAKTİVİTE başgösterir.
  • Çocuğun sanal ortamlarda öğreneceği şeyler de olacaktır elbette; sayılar, rakamlar, toplama, okuma... Birçok şey öğrenebilir. Okula gitmeden bunları öğrendiğini düşünün. Kasım ayının 17'si geldi (örneğin) sınıfta 7 rakamı öğrenilecek.. Ama sizin çocuğunuz zaten bunu biliyor... Sonra öğretmenden şu lafları duyacaksınız: "Sürekli derste konuşuyor, arkadaşlarına sataşıyor, niye böyle yapıyorsun dediğimde de 'canım sıkılıyor' diyor"... Ne hoş bir tablo değil mi?... BIRAKIN HER ŞEYİ ZAMANINDA ÖĞRENSİN...! 10 yaşında doktor olmayacak bu çocuk, bırakın toprağa ayak bassın, arkadaş edinsin, hoplasın, zıplasın, çocukluğunu yaşasın...
  • Çocuk evde istenmediğini düşünür ve daha çok sanal dünyaya sarılır. Bu bir kısır döngü şeklinde devam eder.
  • Anne ile çocuk, baba ile çocuk ve anne ile baba ilişkisi bozulur. Anne ile baba fikir ayrılığına düşer.
  • Ebeveynler çocuğunu tanıyamaz, fikirlerini öğrenemez.
  • Saatlerce sanal ortamlarda duran çocuğun dil gelişimi yavaş olur, dil gelişimi normal olsa bile sosyal gelişimde geri kalır.
  • Çocuk bu sanal ortamlarda sürekli oturarak takıldığı için, fiziksel gelişi de çok sağlıklı olmaz, kas gelişimi yavaş olur, temiz hava solumadığından astım olma oranları yüksektir...
  • Çocuk bir şeyleri fiziken yapmadığı yani yaparak yaşayarak öğrenmediği için dünyaya karşı daha korkak ve çekingen olur.
  • Önceki maddenin tam tersi; çocuk birkaç oyun oynayabiliyor, kazanabiliyor diye aşırı derecede bilmiş ve ukala tavırlar sergiler, hele bir de bu sempati olarak algılanır, etraftakiler " ay sen çok bilmişe bak hele haha.." tarzında bir yaklaşım sergilerlerse geçmiş olsun geleceğin duygusuz, duyarsız, kalp kırmaktan korkmayan, kaba, küstah bireyi için bir adım daha attınız...
Peki bizler evlatlarımızın bu durumlara düşmemesi; DUYGULARINI VE KENDİNİ İYİ İFADE EDEBİLEN, ÖZ BAKIM BECERİLERİNİ KAZANMIŞ, ÇALIŞKAN, GİRİŞKEN, SAĞDUYULU, YARDIMSEVER, SOSYAL bireyler olmaları için neler yapabiliriz? Çocuklarımızı sanal alemden minimum zararla, maksimum yararla nasıl kurtarabiliriz?

                    ANNE VE BABANIN ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVLER:
  • Öncelikle "şimdiki çocuklar çok zeki" mantığından bir güzel sıyrılın. Zeka yüzyıllar geçtikçe artan bir şey değildir; artan şey imkanlar ve gelişen teknolojidir. Eğer zeka gittikçe artan bir şey olsaydı; 100 yıl önce doktorlar, mühendisler, mimarlar olmazdı... Şimdi ise uzayda yaşıyor olurduk.
  • Çocuk telefonda bir tuşa basınca evde konfetiler patlatıp, kutlamalar yapacak kadar mühim bir şey olmuş tepkisi vermeyin.
  • Çocuğunuzu 2 hatta mümkünse 3 yaşına kadar televizyondan, bilgisayardan ve tablet telefonlardan uzak tutun.
  • Her akşam televizyon karşısına geçme adetinizden vazgeçin. Çocuğu buna alıştırmayın.
  • Çocuğunuzla kaliteli zaman geçirin, onunla oyun oynayın, şarkılar söyleyin, birlikte bir şeyler üretin.
  • Rakibiniz olan sanal ortam, sizden çok daha hareketli, renkli ve değişken. Onunla mücadele edin; siz daha eğlenceli olun, çocuğunuzun başarma güdüsünü, hareket isteğini tatmin edin.
  • Hopladı zıpladı, kırdı, dağıttı diye bağırmak yerine oyununa eşlik edin. Öğretmeniz gereken şey; kendi dağıttığı şeyleri kendisinin toplaması gerektiğidir.
  • Çocuğa sürekli akıl vermekten vazgeçin. Onların sürekli öğüt verilmeye değil, iyi örnekler görmeye ihtiyaçları var. Siz elinizden telefonu düşürmezseniz, çocukla ilgilenmezseniz emin olun çocuğunuz dünyanın en sempatik, en çalışkan, en şeker çocuğu olmaz. Tahmin edileceği üzere donuk, hiperaktif ya da içine kapanık bir çocuk olur.
  • Çocuğunuz size soru sorduğunda sürekli bilmiyorum cevabı vermek ya da soruların tahammül edememek yerine birlikte araştırmayı deneyin. Böylelikle çocuğun merak konusunda sürekli arayışta olması güdüsünü tatmin etmiş ve onunla kaliteli zaman geçirmiş olursunuz.
  • Baba ile her konuda olduğu gibi bu konuda da işbirliği halinde olun.
  • Evde ortak kararlar belirleyin ve sürekli bu kurallara uyulması için çaba harcayın.
  • "N'oolur 5 dakika daha oynayayım" yalvarışlarına asla aldırmayın. O 5 dakika 5 saat olur, sonra "ben nerede hata yapıyorum?" dersiniz.
  • 3-6 yaş arası günde 1 saatten fazla kesinlikle oynamasına izin vermeyin. 6 yaşından sonra sabah 1, akşam 1 saatten fazla oynamasına izin vermeyin.
  • Çocuk sanal ortama girmeden önce alarmınızı kurun, çocukla anlaşmanızı yapın ve alarm çalar çalmaz, anlaşmayı hatırlatıp elinden alın.
  • Çocuğa izin verdiğiniz süre sonunda (oyunu bittikten sonra) mutlaka bir şey ile oyalanması için onu teşvik edin. (Oyundan sonra birlikte markete gidelim mi, birlikte parkta oynayalım mı, yürüyüşe çıkalı mı, çiçekleri sulayalım mı, oyuncaklarını dizelim mi, oyundan sonra yemek yapmama yardım eder misin, oyun bitince babana pasta yapalım mı...)
  • Çocuğunuzun resim, müzik, dans, spor gibi faaliyetlerle uğraşması için çaba sarfedin. Sosyal hayatta çok mutlu ve tatmin olan bir çocuk sanal ortamdan uzak duracaktır.
  • Sanal ortamı kontrollü kullanmayı öğrenin ve öğretin.
  • Verdiğiniz sözleri tutun ve aldığınız kararları kesinlikle aksatmayın, uygulayın.
  • "yeter ki ağlamasın, aman sussun da..." düşüncelerini hemen zihninizden uzaklaştırın. Bırakın ağlasın. Şimdi o ağlamazsa ileride siz ağlarsınız; başarısızlığını, hayalkırıklıklarını gördükçe...
  • Çocuklarınızı kitapların sihirli dünyası ile tanıştırın. Onların zihnine hazır görüntülerin, seslerin girmesine izin vermeyin. Bırakın siz okuduğunuzda hayal gücünü çalıştırsın, düşünsün, hayal etsin, zihni tıkır tıkır çalışsın.
  • Çocuğu bilgisayar başından kaldırıp, oyuncakların içine atmayın. Oyun oynayın, birlikte zaman geçirin.
  • Sürekli bilgisayarı açmamakla, telefonu vermemekle, televizyonu yasaklamakla tehdit etmeyin. Yalnızca kontrollü olmayı öğrenin...
Çocuklarımız, geleceğe gönderdiğimiz mektuplardır. İleride güzel şeyler okumak istiyorsak; bugün güzel şeyler yazmamız lazım.
HERKESE KOLAY GELSİN :)

DERYA GÜNEŞ
OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENİ








28 Ağustos 2015 Cuma

ÇOCUKLARDA UYKU SORUNU






UYKU SORUNUNA SEBEP OLAN FAKTÖRLER
  1. En genel sebebi; çocuğun uyku mizacıdır. öncelikle annenin, çocuğunu bu konuda çok iyi tanıması gerekiyor.
  2. Gün içinde çocuğa yağlı, baharatlı, aşırı tatlı gıdalar yedirmek.
  3. Karanlık korkusu.
  4. Çocuğu tv olan odada uyutmak.
  5. Çocuğun uyuduğu odada yeşil saksı bitkileri ya da çiçek bulundurmak.
  6. Yatağının rahat ya da temiz olmaması.
  7. Çocuğun yastık, battaniye, nevresim ve yorganlarını havalandırmamak.
  8. Çocuğun uyuduğu kıyafetleri ya da nevresimlerini uygun olmayan deterjanlarla yıkamak.
  9. Çocuğun uyku kıyafetlerinin rahat, sağlıklı olmaması.
  10. Gün içinde çocuğa yeterince su içirmemek.
  11. Çocuğun belli bir odasının ya da yatağının olmaması veya bunlardayatmaya alışmaması.
  12. Çocuğu gürültülü ortamda uyumaya alıştırmak.
  13. Televizyon karşısında uyuya kalmayı alışkanlık haline getirmek.
  14. Evde huzursuz bir ortamın olması.
  15. Çocuğun kendini güvende hissetmemesi.
  16. Ailenin farkında olmadığı bir rahatsızlığının olması.
  17. Çocuğun başarılı olması için uygulanan gereksiz baskı.
  18. Çocuğun annesi, babası, kardeşleri, arkadaşları, öğretmeni veya bakıcısı tarafından tacize veya istismara uğraması.
  19. Anne babanın boşanmış olması.
  20. Gece geç saatlerde çikolata, pasta, çay gibi uygun olmayan gıdaların yedirilmesi.
  21. Gün içinde çocuğun yeterli fiziksel aktivitede bulunmasına izin verilmeyip, enerji atımının sağlanmaması.
  22. Kardeş kıskançlığı.
  23. Çocuğu sabahları çok geç saatte uyandırmak.
  24. Stres ( başarısızlık korkusu, içine kapanıklık, sert mizaçlı ebeveyn veya öğretmen...
Görüldüğü üzere çocuklarda uyku bozukluğuna birçok faktör sebep olabilir. Uyku sorunun düzeltilmesinde de bu faktörlerin öncelikli olarak tespiti ve yok etme çalışmaları öne çıkmalıdır.

UYKU SORUNUN DÜZELTİLMESİ İÇİN NELER YAPILABİLİR?


  1. Öncelikle çocuğunuzun uyku konusunda herhangi bir biyolojik sorunu\ rahatsızlığı olmadığından emin olmak için doktorunuzla görüşün. (kansızlık, gizli ateş, ağrı, diş çıkarma, pişik...)
  2. Çocuğunuza 6 aydan itibaren bir oda veya köşe ayarlayın. Her zaman orada uyutmayı ağlasa bile alışkanlık haline getirin.
  3. Çocuğun odası daima temiz kokmalı, düzenli olmalı ve her gün havalandırılmalı.
  4. Çocuğun yattığı nevresim takımları çocukla birlikte seçilmeli ve seveceği bir şey alınmalı.
  5. Çocuğun yattığı gecelikler %100 pamuk olmalı ve haftada 2 kez yıkanmalıdır.
  6. Çocuğun nevresim takımları, yastığı, battaniyesi haftada 1 kez mutlaka yıkanmalı, havalandırılmalıdır.
  7. Mümkünse her gece uyumadan önce ılık suyla banyo yaptırılmalı, bu mümkün değilse; avuç içleri, boynu, parmak araları, koltuk altı, genital bölgesi ve ayakları ılık, temiz, ıslak bezle her gece uyumadan önce nazikçe silinmelidir.
  8. Her gece mutlaka ama mutlaka gün içinde giydiği kıyafetler çıkartılıp, gecelikleri giydirilmelidir. Böylelikle çocuk geceliklerini giydiğinde uykuya geçişin başladığını öğrenmelidir.
  9. Çocuğa ne olursa olsun uykudan önce çikolata gibi enerji verecek şekerli gıdalar yedirilmemelidir. Çok ağlasa bile...
  10. Çocuğa uygun bir beslenme düzeni oluşturulmalıdır.
  11. Çocuğun yaşına göre uyku saatleri iyi bilinmelidir.
  12. Çocuğun yatağı çocukla birlikte hazırlanmalıdır.
  13. Çocuk her gün aynı saatlerde yatağa sokulmalıdır.
  14. "Uykuya geçiş ritüeli" belirlenmelidir. Bu şu demektir:Her gece yatmadan önce çocuğa, uyku saatinin geldiğini belli eden birtakım davranışlar sergilenmelidir. "Hadi bakalım, artık dişlerimizi fırçalayalım, duşumuzu alalım, geceliklerimizi giyelim, masalımızı okuyalım..." Bunların her gün alışkanlık haline getirilmesi zordur ama sürekli bıkmadan ağlasa bile istifinizi bozmadan yapmanız gerekir. Bir kere ağladı diye hadi bugünlük yapmayalım derseniz, birdahaki sefere daha çok ağlayacak daha çok direnecektir. O yüzden sabırla her gün aynı şeyleri yapmayı alışkanlık haline getirin.
  15. Yattığı odada çiçek, saksı bitkisi varsa hemen çıkartın ve uyumadan önce 5 dk bile olsa odayı havalandırın.
  16. Yattığı odada bilgisayar, televizyon kesinlikle bulundurmayın.
  17. Odasına birlikte sevimli bir gece lambası alarak karanlıktan korkmasını engelleyebilirsiniz.
  18. Yaşı ne kadar küçük olursa olsun, çocukla birlikte korku filmi izlenmemelidir.
  19. Çocuğunuza bir uyku arkadaşı alın birlikte. bu oyuncak sevimli, antibakteriyel, yumuşak ve sempatik olmalıdır. Kesinlikle pille çalışan veya kendi kendine hareket eden bir oyuncak olmamalıdır. Aksi takdirde gece aniden bir ses falan çıkarırsa çocuk çok korkar. Pelüş bir ayıcık (astım hastası çocuklara dikkat!) bunun için uygun bir oyuncaktır.
  20. Çocuk uykuya dalana kadar başında beklemeyin. Eğer öyle yaparsanız her uyandığında sizi yanında göremeyeceği için ağlayacak ve bir süre sonra "uyursam annem gidecek" psikolojisi oluşacaktır. (Hikaye okurken hariç)
  21. Gün içinde yeterli fiziksel aktivite yaptırmak dışında uykuya geçmeden önce onu yoracak aktiviteler yapmak. (örneğin basit bir yastık savaşı..)
  22. Evde huzurlu bir ortam yaratmak, çocuğu kavga ve tartışmalardan ne olursa olsun uzak tutmak.
  23. Çocuk ağlayarak uyandığı zaman sanki korkunç bir olay yaşanıyormuşçasına ortalığı ayağa kaldırmamak. Çocuk ağlayarak uyandığında ona "ne oldu" diye sormayın, sonuçta eve hayalet girip onu yemeye çalışmadı :) En fazla kabus görmüştür. Sadece çocuğun yanına gidin ve kucağınıza alıp, "Merak etme babanla ben buradayız, hadi sana bir masal anlatayım, susadın mı sana su vereyim mi, geceliklerini değiştirmek ister misin..." gibi cümlelerle dikkatini dağıtmaya çalışın. Ağlıyor diye kızmayın ve ikna etmeye çalışmayın. Sakin ve kayıtsız kalarak önce çocuğu kontrol edin (olası bir ateş ya da yaralanma durumuna karşı) daha sonra güvende hissettirin.
  24. Ağlıyor diye kesinlikle alıp kendi yatağınıza getirmeyin. Çünkü çocuk bunu kullanır "nasılsa annem bana kıyamıyor ağlasam beni yanında yatırır" düşüncesine girer ve her gece daha fazla ağlamaya başlar. Sizin de bu işin içinden çıkmanız gittikçe imkansız bir hal alır.
  25. Çocuğu her gece aynı saatte uyutmak gerekir. Aynı saatte de -istisnai durumlar hariç- uyandırmak gerekir.
  26. Uyku sorunu hemen hemen bütün çocuklarda yaşanan klasik bir sorundur. Bu sorunu sanki yalnızca sizin çocuğunuz yaşıyormuş gibi şikayetvari dillerle başkalarına anlatmayın hele çocuğun yanında kesinlikle anlatmayın. Çünkü bir sorunu çocuğun yanında başkalarına anlatırsanız çocuk sorunu çözmeye çalışmaz. "Bu sorun zaten var" psikolojisi ile hareket eder. 
  27. Her gece hikaye okumayı alışkanlık haline getirin.
Uyku sorunu çok normal bir sorundur. Çözümü zahmetli olabilir ve zaman gerektirebilir. Ancak unutulmamalıdır ki; çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur. Biraz sabır, biraz ilgi, biraz doğru bilgi... 


17 Ağustos 2015 Pazartesi

ÇOCUKLARDA ŞİDDET EĞİLİMİ VE AGRESİF KARAKTER BİÇİMİ



ÇOCUKLARDA ŞİDDET EĞİLİMİ VE AGRESİF KARAKTER BİÇİMİ


Her çocuk belirli gelişim dönemlerinden geçer. Bu dönemlerde yaşadığı çevre, içinde bulunduğu sosyal yapı, aile yapısı ve arkadaş kitlesi çocuğun kişiliğinde önemli rol oynar. Şiddet eğilimi de, bu durumların beraberinde getirdiği ve çocuğa agresif kişilik yükleyen bir davranış bozukluğudur.

ÇOCUĞUMUZUN ŞİDDETE MEYİLLİ VE AGRESİF BİR YAPIDA OLDUĞUNU HANGİ DAVRANIŞLARINDAN ANLARIZ?


  1. Paylaşmayı sevmiyorsa,
  2. Arkadaşları ile anlaşmakta zorlanıyorsa,
  3. Yeme bozukluğu veya uyku düzensizliği 1 yılı geçmişse,
  4. Egosantrik dönemi (3-6 yaş arası) sağlıklı atlatamadıysa,
  5. Kardeş kıskançlığı yaşıyorsa,
  6. İnatçı,sürekli ağlayan ve zor bir çocuksa,
  7. Arkadaşlarına, kardeşine veya anne babasına vurmaktan çekinmiyorsa,
  8. Ses tonu yüksekse veya sürekli bağırma eğilimindeyse,
  9. Anne babayı dinlemiyorsa,
  10. İstediklerini elde etmek için fazladan bir çaba gösteriyorsa,
  11. Arkadaş edinemiyorsa (yüksek ego veya vurma sebepli)
  12. Elindekileri fırlatma, atma, kırma, parçalama,bozma gibi davranışları gün içinde en az 2 kere tekrarlıyorsa,
  13. Küfür etme, zararlı alışkanlık edinme, yalan söyleme, hakaret etme, normalin dışında saygısızlık yapma gibi davranışları artmışsa
çocuğun şiddete eğilimi vardır diyebiliriz.


                ŞİDDET EĞİLİMİN VE AGRESİF KARAKTER YAPISININ SEBEPLERİ

  • Aile içi şiddet
  • Babanın aşırı baskısı
  • Agresif, depresif anne modeli
  • Çocuğun evde,okulda şiddete maruz kalması
  • Anne babanın şiddetli geçimsizliği veya boşanma
  • Çocuğun kendini ifade edememesi
  • İçine kapanık kişilik yapısının, gördüğü baskı neticesinde sinirlilik hali ile dışavurumu
  • Annenin çalışması
  • Anne veya babanın ölümü
  • Kardeş kıskançlığı
  • İlgisiz baba ve aile yapısı
  • Çocuğun kendini kanıtlama çabası
  • Çocuğun bilgisayar başında fazla zaman geçirmesi
  • Kontrolsüz şekilde günde saatlerce televizyon izlemesi
  • Şiddet içeren sanal oyunlar oynamayı alışkanlık haline getirmesi
  • Çocuğun uykusunu alamaması veya uykusunun düzensiz olması
  • Yanlış beslenme
  • Öğrenme güçlüğünün getirdiği baskı
Eğer çocuğunuz bu maddelerden en az 10 tanesine maruz kalıyorsa şiddete meyilli olabilir demektir.

Şiddet davranışı doğuştan gelen bir davranış değildir. Hiçbir çocuk şiddete meyilli olarak doğmaz. Bizim davranışlarımız çocuğumuzun karakterinin büyük kısmını belirler. Şiddet davranışı, çocuğun görerek ve model alarak öğrendiği bir davranıştır.

ÇOCUKLARIN ŞİDDETE OLAN EĞİLİMİNİ AZALTMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR?


  1. Öncelikle çocuklarımıza örnek olmalıyız.
  2. Huzurlu bir yuva içinde büyütmeye özen göstermeliyiz.
  3. Çocuğun bilgisayar, televizyon başında geçirdiği zamanı ayarlamalı ve kontrollü bir şekilde izlettirmeliyiz.
  4. Çocuk şiddet içeren bir davranış sergilediğinde kesinlikle gülmemeli, gülümsememeli ve onaylamadığımızı belli eden tavırlar sergilemeliyiz.
  5. Çocuğun arkadaş çevresini güvenli çemberde ( çocuğun fark etmediği ama ailenin izlediği alan ) kontrol altında tutmalıyız.
  6. Çocuğun beslenme ve uyku düzenini yaşına göre ayarlamalı ve uygulamalıyız.
  7. Çocuğa karşı her zaman sabırlı ve yumuşak başlı olmalıyız.
  8. Çocuğun oynadığı oyunlara, kullandığı kelimelere ve davranışlarına çok dikkat etmeli ve çocuğumuzu iyi tanımalıyız.
  9. Çocuğu bol bol spor, dans, müzik, tiyatro, çocuk sineması, oyun bahçesi, faaliyet grupları gibi etkinliklere götürmeli ve sağlıklı arkadaşlıklar kurmasına alan yaratmalıyız.
  10. Çocuğa yeteri kadar vakit ayırmalı ve sorumluluk vermeliyiz.
  11. Çocuğun kendisini ifade etmesine olanak sağlamalıyız.
  12. Anne baba olarak geçinemiyorsak, bunu çocuktan gizlemeli ve ne olursa olsun çocuğun önünde kavga etmemeliyiz. Eğer çocuğun önünde tartışıyorsak; saygılı, kontrollü ve çözümcü davranarak çocuğa örnek olmalıyız.
  13. Eğer çocuk kreşe, ana sınıfına veya ilkokula başlamışsa durumu mutlaka öğretmeni ile paylaşmalı ve duyarlı olmasını istemeliyiz.
  14. Çocukla evde kaliteli zaman geçirmeli, sevdiği oyunları oynamalı ve mutlu olmasını sağlamalıyız.
  15. Çocuğa örnek olarak paylaşmayı öğretmeliyiz.
  16. Eğer baba çocuğu dövüyorsa baba ile konuşmalı, aile büyüklerinden, öğretmenden ya da aile destek kuruluşlarından yardım almaktan çekinmemeliyiz. Çünkü; babanın çocuğu dövmesi, yalnızca o ailenin sorunu değil, toplumun da sorunudur.
Şiddet bulaşıdır. Dayak yiyen çocuk okulda arkadaşlarını döver, dayak yiyen çocuk anne baba ve öğretmenine saygısını yitirir, dayak yiyen çocuk kardeşini döver, dayak yiyen çocuk her türlü tehlikeye açık hale gelir ve bunu topluma da bulaştırır.

Çocuğu dövmek hem toplumsal bir suç, hem bir vicdan suçudur.

DERYA AKSAY
OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENİ